Dün Çarşambaydı. İYİ Parti Grup Toplantısı vardı.

Kürsüde de İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener vardı.
.
İşimiz gereği bütün liderleri takip edip, dinlemeye çalışıyoruz.
Canlı dinleyemesek bile, Yutup’tan bulup izliyoruz.
.
Uzun zamandır yazmak istiyordum da, bu güne denk geldi.
.
Grup konuşmalarını dinlerken bir şeyler beni konuşmaların içine çekemiyordu.
Dedim ki “Neden?”
.
Sonra dikkat ettim.
Akşener, konuşurken saki arkasından biri kovalarcasına, hızlıca her şeyi anlatmaya çalışıyor gibiydi.
Okuması için önüne konulan metni süre içinde bitirme telaşı içindeydi.
.
Zaten şu promptırlar çıktı mertlik bozuldu.
Eskiden öyle miydi?
.
Rahmetli Demirel, Ecevit, Erbakan, Özal ne güzel konuşurlardı.
.
Hele Demirel.
Konuştuğunda dinlerken nefes almayı bile unuturdu insan.
Öylesine dik noktaları bulur, öylesine güzel tonlamalarla süslerdi ki muhatabının canına okurdu.
.
Muhalifleri, “Bizi ikna eder de taraf değiştiririz korkusuyla” onu dinlemez televizyon kapatırdı.
.
Bence Akşener’in metni oldukça uzun.
Her şey anlatılmak istenmiş.
Arasıra arkasındaki başkan, gruba katılanları alkışlatmasa bir nefeste anlatıp, inecek kürsüden…
.
Koskoca İYİ Parti.
Bu metni hazırlayanlar profesyonel değil mi?
Bu söylediklerimi hiç mi düşünmüyorlar?
.
Halk, oldukça ritmik anlatılan bu cümlelerin yarısını anlamıyor, anlayamıyor.
Daha cümleyi özümsemeden, başka cümle gelince akılda hiç biri kalmıyor.
.
Demirel tane tane anlatırdı.
Öyle çok konu işlemezdi.
Güncelde ne varsa o.
Her konuştuğu kelime, karşısındaki rakibinin kalbine saplanırdı.
İnsanlar abandone olurdu.
.
Şu ortamda dolaşan bir laf var:
“Demirel olsaydı bunlar çoktan yıkılırdı…”
“Neden?” diye hiç düşündünüz mü?
.
Bunları niye yazıyorum?
Çünkü 20 senedir doğru dürüst muhalefet yapılmıyor lafının gerçeklerinden bir de bu.
“Konuşamamak”,
“Derdini anlatamamak…”
.
Ben de iddia ediyorum:
“Demirel, Akşener’in konuştuğunun yarısını konuşsa hükümet sallanırdı…”
.
Akşener’in konuşma metnini profesörler hazırlıyor olabilir,
Yeni nesil gençler hazırlıyor olabilir,
Eski toprak dediğimiz kurt politikacılar da hazırlıyor olabilir,
Belki de kendisi hazırlıyor olabilir…
Ama benim naçizane diyeceğim o dur ki:
Akşener önündeki ekrandan okumayı bıraksın.
Seçtiği gündemdeki az ve öz konu başlıklarına iyi çalışsın,
Kürsüde yarısını çalıştığı yerden,
Yarısını da doğaçlama olarak halk diliyle anlatsın…
İnanın çok daha etkili olacaktır.
.
Amma çok mu biliyorum?
Haklı olabilirsiniz ancak ben sonuca bakarım:
Şu iktidar, yaptıklarıyla hala arkasında yüzde 25-30 oyu sağlıyorsa sebebi ben değilim herhalde…
.
Bunun sebebi;
Halk tarafından anlaşılamamak,
Derdini anlatamamak…
.
Kemal Kılıçdaroğlu ise bu dediğimi yapmaya çalışıyor ancak problem şurada.
Birincisi: Tonlama şekli yanlış,
İkincisi ise: Halk dili yok…
.
Diğerleri mi?
Onların dili küfre yakın olduğundan, pek anlaşılır oluyor.
Durum bu…
.
Bir fıkra yazmadan geçemeyeceğim tabi:
Üniversiteye kayıt olmak için giden gence memur sorar;
-“Adınız ne?”
-“Mememehmet Yayayakup…”
-“Kekeme misiniz?”
-“Hayır, nüfus memuru kekemeymiş…”
 
***
ŞU OTOYOLU GÖRÜYOR MUSUN?
Akşam televizyon izliyorum.
Murat Ağırel bir şeyler anlatıp, fatura gözteriyor.
Merak bu ya, odaklandım.
.
Olay 17 Nisan 2022 tarihinde geçiyormuş.
İçeriği şu:
Ekrem İmamoğlu’nun ikinci seçimi kazandıktan sonra mazbatasını aldığı 17 Nisan tarihinde:
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Müdürlüğü”nden;
“Web sitelerinin videolarının hazırlanma işi, medya bakım destek ve güncelleme işi, grafik hazırlama” gibi işlemler için,
“İstanbul Dijital Medya Ticaret A.Ş”ye
13 milyon 629 bin liralık bir fatura kesilmiş.
.
Bu fatura oymuş.
.
Neden aynı gün kesilmiş?
.
Çünkü Ekrem İmamoğlu mazbatasını almadan İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kuruluşlarının ödeme, harcama ihale, doğrudan temin, mal ve hizmet alımı işlemlerini durdurun talimatı vermişti.
.
Yani?
İşlemler durdurulmadan ödeme yapılmış.
.
“Bu şirket kimin?”
“Müdürü kim?” diye aklınıza bir soru gelebilir.
Ağırel onu da açıkladı:
Müdürün ismi:
“Abdurrahman Tığ” mış.
Tabi ben tanımadım…
.
Açıkladı:
“24 Haziran milletvekili seçimlerinde AK Parti’den milletvekili aday adayı olmuş.
Seçilemeyince İstanbul Dijital Medya Ticaret A.Ş'nin başına getirilmiş…”
.
Şimdi sıkı durun:
Alınan bu hizmetin karşılığı da yokmuş.
Ortada ne web sitesi var, ne de bir şey…
Hiçbir şey yok…
.
Dün akşam televizyonda bunlar anlatıldı.
Adalet ne yaptı bilemem.
Ancak iktidar değiştiğinde anlayabileceğiz sanırım, zira sonucundan bahsedilmedi…
.
Bu durumu pek anlamadıysanız, olayı en iyi anlatan fıkramı yazıyorum:
İki fakülte arkadaşı yıllar sonra sokakta karşılaşmışlar.
Karşılıklı “Ne yapıyorsun?” muhabbetinden sonra biri diğerini eve yemeğe davet etmiş ve: “Akşama gel uzun uzun anlatalım neler yaptıklarımızı...” demiş.
Diğeri kabul etmiş ve akşam olunca davete icabet etmiş:
-“Oğlum bu ne ev böyle be, şu salonun büyüklüğüne bak! Duvarlarda nadide tablolar… Sen fakir biriydin nereden buldun bu kadar parayı birader?”
-“Gel göstereyim, gel şu pencerenin önüne...” deyince arkadaşı yanaşmış pencereye.
Ev sahibi başlamış anlatmaya:
-“Şuradaki otoyolu görüyor musun?”
-“Evet.”
-“20 milyon dolar tuttu, biz 50 milyon dolara fatura ettik. 10’u rüşvete gitti biz de 40’ı cebe indirdik.”
Diğer arkadaşı hayret etmiş tabi…
O da:
-“Yarın akşam bize gel, beraber yemek yiyelim… Ben de kendimi anlatayım sana…” demiş.
Diğeri kabul etmiş daveti.
Ertesi akşam adamın evinde karşılıklı yemek yerlerken diğeri konuşmuş:
-“Vay anam vay! Oğlum sen bizim eve saray diyordun bu ne böyle. Bizimki bunun yanında müştemilat olmaz valla, saray asıl burası. Eee? Sen nasıl zengin oldun, çulsuzun biriydin?”
Gel bak camdan dışarı…”
Gelmiş cama, bakmış dışarı, arkadaşı sormuş:
-“Bak şurada otoyolu görüyor musun?”
-“Hayır!”
-“İşte oradan…”
 
***
HAYVANI BÜTÜN ALIN
BBP lideri Mustafa Destici’yi bilmeyeniniz yoktur.
.
Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında “Tasarrufa dikkat ediyorum; kasaba 100 lira verip et almıyorum, kuzu kestiriyorum…” dedi.
.
Yeni yılda yapılan zamlara karşı aldığı tedbirden bahsederken böylesi bir açıkama yapması, haliyle sosyal medyada gündem oldu.
.
Söylediğinin tamamı şöyleydi:
“Ben tasarrufa dikkat ediyorum. Ben gidip kasaba 100 lira verip et almıyorum. Gidip kuzuyu kestiriyorum ya da toplu bir hayvanı oradan parçalayıp alıyorum. Buna kadar dikkat ediyorum. Buna herkes dikkat edebilir. Herkes bu imkânı da bulamayabilir, bu ayrı mesele. Bu zamları ben de iliğine kadar ailemle hisseden birisiyim.”
.
“Bütün zenginler, seküler hayat yaşayanlar CHP’ye oy veriyor ağırlıklı olarak ve şimdi İYİ Parti’ye oy veriyorlar... Bize oy verenler orta sınıf ve altı... Onun için benim seçmenim bunu (ekonomik kriz) hissediyor. Buna en vakıf olan siyasetçilerden biriyim. Çünkü hayatın içinden geliyorum…”
.
Bu sözlerden sonra kasaplara gidip et alan fakirlere sitem ediyorum:
“Sizin oy verdiğiniz adam koskoca hayvanı alıp yiyor. Siz neden almıyorsunuz da gidip kasaplarda sürünüyorsunuz…”
.
Destici’nin bu sözleri de bir fıkra aklıma getirdi:
Yaylada gezmekte olan turistler Temel’in evinin yanından geçerken ineklerin kiminin ön bacağının, kiminin arka bacaklarının eksik olduğunu ve bazılarının da karınlarının sargılı olduğunu görünce hayrete düşmüşler.
Meraklarını yenemeyip Temel’e sormuşlar:
-“Neden böyle?”
Temel cevaplamış:
-“Canımız et istediğinde koskocaman ineği kesecek değiliz herhalde? Canımız ne yemek istiyorsa orasını kesip yiyoruz da ondan…”