Bir miskinlik var bende, üzerinize afiyet.

“Bahar havası mıdır nedir?” Anlayamadım.

Elimi kaldıracak halim yok.

.

Yıllardır hep aynı şey olur.

Bana böyle bir uyuşukluk gelse illa başıma bir şey gelir.

İlla bir terslik olur, iyi bilirim.

O sebeple hazırlıklıyım yani.

.

Şimdi “ya biri arayacak telefonla, ya da birisi şu kahve kapısından girecek” diye bekliyorum.

.

Daha ben lafımı bitirmeden kahvenin önünde bir gürültü koptu.

“Koşun! Koşun!” diye canhıraş bir bağırtı.

İçimden “Başlıyoruz” diye geçirdim ve koştum kapıya.

.

Bir de ne göreyim?

Bizim Sünepe Ahmet Ağabey elinde gazete bağırıyor;

“Koşun, emeklilere 5 bin lira vereceklermiş!” diye.

.

Bu muydu yani?

İlahi Ahmet Ağabey, ortalığı ayağa kaldırdın sabah sabah.

Neymiş efendim, hükümet emeklilere bayram ikramiyesi verecekmiş.

“Duy da inanama” dedim Ahmet Ağabey’e.

Ama inandıramadım tabi.

“Verirler, verirler” dedi geçti içeri.

.

Bu olay beklediğim değildi tabi, ben daha büyük bir şey bekliyordum ki Davut Ağabeyin oğlu Gürol koşarak girdi içeri kahveden, “Koş Rüstem! Annen!” dedi.

Ben daha ne olduğunu sormadan fırladım kahveden. Koşarak tek solukta geldim eve.

Baktım annem kapıda beni bekliyor;

Telaşla nefes nefese sordum;

“Anne ne oldu?”

Annem korkmuştu benim bu halimden.

“Rüstem! Ne oldu sana, nedir bu telaşın evladım, bir şey mi oldu?” dedi.

“Yok anne! Ben sana bir şey oldu sandım o sebeple koştum geldim.”

“Evladım sana Gürol’u yolladım, tüp bitmiş para yolla da alayım diye.”

“Ne tüp mü bitti?”

“Oğlum, Gürol sana ne dedi” derken arkadan Gürol koşarak ancak geldi.

Annem ona dönüp kızarak, “Evladım ne dedin Rüstem’e de bu hale soktun oğlumu?”

“Bir şey diyemedim ki, ‘Annen tüp parası istiyor’ diyecektim, lafımı bitiremeden koştu geldi. Arkasından yetişemedim bile.”

“Anne çocuğun suçu yok, ben telaşla ‘Annen’ deyince gerisini dinlemeden koşup geldim, sana bir şey oldu sandım. Durum bundan ibaret. Neyse al şu parayı sen tüpünü söyle, ben de kahveye döneyim. Müşteriler beni bekliyordur şimdi…”

.

Bahar miskinliğinin bana yaptığına bakın.

İlla bir olay olacak diye beklerken her bağırtıya, her çağırtıya koşmaya başladım.

İnsan beyni bir şeye odaklanınca, şartlanınca başına her şey gelebiliyormuş demek ki.

.

Kahveye gelen öğretmen Vahdi Bey şöyle derdi, “Şartlı refleksle insan dokunmadan bile öldürülebilir…”

“Nasıl?” diye sorduğumda, “Bak anlatayım” diyerek anlatmıştı.

“2. Dünya savaşında arkadan elleri bağlı diz çökmüş 13esirin arkasına geçen subay, hepsini kafalarına tek kurşun sıkarak öldürüyormuş. Ancak sonuncu esire geldiğinde kurşununun bittiğini fark etmeyen subay yine basmış tetiğe. Tetik sesini duyan esir, ateş edileceğini sanarak ölmüş.”

“Vay be! İlginçmiş” diyebilmiştim hayretle.

Bana dönüp, “İşte buna şartlı refleks diyoruz” demişti.

.

Konu konuyu açınca Emekli Profesör Bilgin Ağabey de kahvede bir gün şunu anlatmıştı.

Birisinin köpekleri varmış?

O kişi köpeklerine yemek verdiğinde her defasında zil çalıyormuş.

Bir müddet sonra yemek vermeden önce zili çalınca köpekler yemek aramaya başlıyor ve salyaları akıyormuş.

Buna da “Şartlı refleks” deniyormuş.

.

Ben bunları düşünürken kahveye geldim tabi, herkes oturmuş beni bekliyor.

Hemen servisi yaptım, insanların “Neredesin, iki saattir seni bekliyoruz?” şeklindeki sorularını cevapladım.

“Her şey yoluna girdi” derken, kahvenin sabit telefonu çaldı.

Arayan ekranda gözükmüyordu.

“Tamam” dedim içimden, “Baştan başlıyoruz galiba” dedim açtım telefonu.

“Alo!”

Karşımda hiç ses yok.

Bir daha “Alo” dedim, yine ses yok.

“Birisi bizimle dalga geçiyor” diye düşünerek kapattım telefonu.

Tekrar çaldı.

Hışımla açtım telefonu ve “Alo!” dedim.

Yine ses yok.

Üstelemeden kapattım.

Kızmıştım, birisi dalga geçiyordu belli.

Tekrar çalınca, telefonu açar açmaz “Senin var ya, yedi sülalenin …. …..” diye başlayan küfür silsilesini saydırdım karşıdakine.

Karşıdan ses geldi; “Evladım Rüstem sen misin? Neden küfür ediyorsun? Ben Rükneddin amcan!”

Kaynar sular başımdan aşağıya döküldü.

O an ne yapacağımı şaşırmıştım.

“Rükneddin amca sen misin? Hayırdır?” diyebildim.

“Oğlum bana yeni telefon aldılar, defterimdeki telefonları da kaydettiler. Ben de kurcalıyordum. Meğer kahveyi arıyormuşum.” dedi.

Ben bir utandım, adama ayıp oldu.

“Özür dilerim amcam, seni başka birisi sandım.”

“Olsun evladım olsun… Olur böyle şeyler, haydi sağlıcakla kal” dedi ama telefonu doğru tuşu bulup ta kapatamayınca yanındaki oğluna dediği, “Bana küfür eden Rüstem’miş” dediğini duymuştum.

Sanırım bu da şartlanmaya girmiş oldu.

.

Neyse efendim; ben akşama kadar “Bir olay olacak” diye bekledim durdum ama hiçbir olay olmadı.

Demek ki kendimi şartlandırmıştım

 

YAPAY ZEKÂM

Benim “Yapay Zekâ’ ya sordum;

“Geri kalmış ülkelerin özelliklerini sıralar mısın?”

Şu cevap geldi, aynen aktarıyorum;

“Geride kalmış ülkeler” terimi genellikle ekonomik, sosyal ve teknolojik açıdan gelişmiş ülkelerin gerisinde kaldığı düşünülen ülkeleri tanımlamak için kullanılır.

Ancak bu terim bazı ülkelerde olumsuz algılanabilir, bu nedenle daha tarafsız veya duyarlı ifadeler kullanılması tercih edilebilir.

.

Bununla birlikte, genel olarak geri kalmış ülkelerin bazı özellikleri şunlar olabilir:

.

Düşük Gelir Seviyeleri:

Geri kalmış ülkelerin çoğu, kişi başına düşen milli gelir açısından düşük gelir seviyelerine sahiptir. Bu ülkelerde gelir dağılımı genellikle adaletsiz olabilir.

.

Bizde ise şöyle;

Son yıllarda, Türkiye’de ekonomik büyüme, işsizlik oranları, enflasyon ve döviz kurları gibi faktörlerde dalgalanmalar yaşanmıştır.

Kişi başına düşen milli gelir oldukça düşüktür.

.

Kötü Sağlık Koşulları:

Sağlık hizmetlerine erişimde kısıtlamalar ve yetersiz sağlık altyapısı nedeniyle geri kalmış ülkelerde sağlık koşulları genellikle kötüdür.

Yüksek bebek ölüm oranları, bulaşıcı hastalıkların yaygınlığı ve beslenme eksikliği gibi sorunlar görülebilir.

.

Bizde ise şöyle;

Bazı konularda sağlık sistemi iyi gözükse de son yıllarda doktorlara verilen önemle birlikte verilen hizmet, standartların altına düşmeye başlamıştır.

.

Eğitim Seviyesinde Düşüklük:

Eğitim sistemi genellikle zayıf olan bu ülkelerde, okuryazarlık oranları düşük olabilir.

Eğitim altyapısının yetersizliği, özellikle kırsal bölgelerde ve kentsel yoksulluk alanlarında eğitim erişimini sınırlayabilir.

.

Bizde ise şöyle;

Sırf bu iktidarın yönettiği milli eğitim “Son 20 yılda 17 kez değişirse” siz düşünün sistemi.

.

Zayıf Altyapı:

Temel altyapı unsurları, örneğin yol ağı, su temini, elektrik ve telekomünikasyon gibi, geri kalmış ülkelerde genellikle yetersiz veya eksik olabilir.

Bu, ekonomik kalkınmayı ve sosyal refahı sınırlayabilir.

.

Bizde ise şöyle;

Bu konu çok göreceli olup, elektriği kullanmayan sanayi olmayınca iyi gibi gözüküyor.

Yapılan köprüden pahalılık yüzünden kimse geçmiyorsa problem var denilebilir.

.

Yüksek İşsizlik Oranları:

İşsizlik oranları genellikle yüksektir ve istihdam genellikle düşük vasıflı ve düşük ücretli işlerle sınırlıdır.

Bu da gelir eşitsizliğini artırabilir ve yoksullukla mücadeleyi zorlaştırabilir.

.

Bizde ise şöyle;

Resmi rakamlarla işsizlik az gibi gözükse de gizli işsizlerle oldukça fazla olduğu biliniyor.

Hele ki göçmenlerin çalıştırıldığı bir ortamda genç nüfusun iş bulması düşünülemez bile.

 

Politik İstikrarsızlık ve Yönetim Zorlukları:

Geri kalmış ülkelerde siyasi istikrarsızlık, yolsuzluk ve kötü yönetim gibi sorunlar sıkça görülür.

Bu da ekonomik büyümeyi ve sosyal gelişmeyi engelleyebilir.

.

Bu konuda konuşmaya bile gerek yok.

85 milyon kişinin, tek bir kişinin dudakları arasından çıkacak bir söze bakması kabul edilecek bir durum değildir ve demokrasi ile bağdaştırılamaz.

.

Doğal Afetlere ve Çevresel Sorunlara Duyarlılık:

Yetersiz altyapı ve kaynaklar nedeniyle geri kalmış ülkeler, doğal afetlere ve çevresel sorunlara daha duyarlı olabilirler.

Bu da ekonomik ve sosyal zorlukları artırabilir.

.

Buna cevap vermeye gerek yok.

En son Erzincan’daki olaya bile bakılsa yeter ki yanı başımızda yaşadığımız Kazdağları konusu henüz tazeyken.

.

Yapay zekâ sonuçta şu yorumu yapmış;

Bu özellikler, geri kalmış ülkelerin genel bir profilini çizerken, her ülkenin kendi benzersiz koşulları ve zorlukları vardır ve bu nedenle her biri ayrı ayrı incelenmelidir.

Ayrıca, bir ülkenin geri kalmış olarak nitelendirilmesi, o ülkedeki insanların potansiyelini veya kültürel zenginliklerini yansıtmaz.

.

Benim sorum şu;

“Tüm bunlara bakarak ülkemiz; ‘Geri kalmış ülkeler sınıfında’ değerlendirilir mi, değerlendirilemez mi?”

Yorumu da siz yapın.