Dünya kurulduğundan bu yana “İyilik yapmak” için dersler, kurslar, öğretiler, eğitimler, dinler devreye girmiş.

Dünya kurulduğundan bu yana “İyilik yapmak” için dersler, kurslar, öğretiler, eğitimler, dinler devreye girmiş.
.
Karşılıksız yapılan yardım olarak da bilinen “İyilik” için dilimize yerleşen oldukça fazla atasözü, deyim vardır.
.
“İyilik eden iyilik bulur” şeklinde başlayan atasözleri uzar gider:
“İyilik et kele, övünsün ele…”
.
“iyilik yapmasını bilmiyorsan, bari kötülük yapma” demiş Heinrich Heine.
Bu da başka bir bakış açısı.
.
Dün başıma gelen bir olay yüzünden bu yazıya böyle başladım.
.
“İyilik yap denize at, Balık bilmezse Halik bilir” derler ya, o misal oldu benim iyilik.
.
Her evde olduğu gibi bizim evde de ekmek artıkları oluyor.
Bunları değerlendirmek adına ufak ufak doğrayarak poşette biriktirip, Sarıçay Köprüsünden martılara atıyoruz.
.
Simit yiyen martılar ek besin olarak ekmeği de yiyorlar.
.
Dün yine poşet içindeki ekmekleri martılara atmak üzere köprüye gittim.
Martı deyip geçmeyin, öylesine uyanıklar ki, elinde poşet olan birini gördüklerinde havalanıp bekliyorlar zaten.
.
Alışmışlar.
Zira sadece ben değil, günde en az beş-altı kişi aynı şekilde martıları besliyor.
.
Elimdeki poşeti o kuvvetli rüzgârda dereye boca ederken maskeden dolayı burnuma tam oturmamış olan gözümdeki gözlük, aşağıya uçuverdi.
.
Arkasından bakakaldım.
Yapacak hiçbir şey yoktu.
.
“Acaba su yüzüne çıkar mı?” diye biraz bekledim ama nafile, güzelim gözlük uçtu, gitti.
.
Benimki “İyilik yaparken, göz çıkarmak” şeklinde oldu.
.
Dünden beri kolluyorum, eğer gözlüklü bir martı görürsem geri alacağım.
İçinizde de Sarıçay civarında gözlüklü martı gören olursa şaşırmasın, o benim gözlüğüm.
Sizden ricam, mümkünse bana haber verin…
.
“Neyse olan oldu artık” diyerek yeni bir gözlük almaya karar verdim.
E-devlete baktığımda zaten 3 senem dolduğundan gözlük alma vaktim de gelmiş.
“Hem gözlerime baktırayım, hem de nasılsa gözlük ücretini devlet karşılayacak” diye düşünerek gözlükçüye gittim.
.
Beğendiğim gözlüğün fiyatına bakmıyorum bile.
Çünkü arkamda, her grup toplantısında Genel Başkanın, haberlerde bakanların ve bazı televizyonlardaki yorumcularının sürekli olarak övünülerek anlattığı:
Avrupa’nın kıskandığı, ekonomisi dünyada diğer ülkelere fark atmış, ihracatı dünyayı sollamış koskocaman bir devlet var.
.
Bana bir gözlük alamayacak mı yani?
.
Gözlükçüye “Devlet kaç para ödüyor?” diye sormak gafletinde bulundum.
Cevabı duyduğumda stentli kalbim o an isyan edip, durma noktasına geldi.
.
“Cam başına 12-15 lira arasında, çerçeve içinse 42 lira ödeme yapılıyormuş…”
.
Şimdiler de A101 reklam müziği olarak da kullanıyor:
“Harca harca bitmez…”
.
Dalga geçiliyor desem ayıp olacak.
Gözlük almaktan vazgeçsem bana ayıp olacak,
Parayı vermesem gözlükçüye ayıp olacak…
.
“Ağabey” dedi gözlükçü, “Bırak cam ve çerçeveyi karşılamayı, büyük şehirlerde gözlüğün düşen vidasını 50 liraya takıyorlarmış. Ona bile yetmiyor bu yardım” dedi.
.
Almanlara kızdım o an.
Ağzıma geleni söyledim:
“Ne diye kıskanıyorsunuz lan bizi?”
.
Şimdi bir dalgıç arıyorum, Sarıçay’a düşen gözlüğümü çıkarttıracağım.
Daha ucuza gelecek galiba…
 
***
ZÜBEYDE HANIM
Karaman’dan Rumeli’ye gelen ve bundan dolayı da “Konyarlar” olarak Rumeli’de anılan Yörük Türkmenlerden olan Zübeyde Hanım 1857 yılında Selanik’te doğmuş.
.
14 yaşında Ali Rıza Bey ile evlenmiş, mavi gözlü esmer bir kadındır…
.
Babası Sofuzade Feyzullah (Sadullah) Ağa, annesi Molla Hanım olarak anılan Ayşe Hanımmış.
Okuryazar oluşu nedeniyle kendisine Zübeyde Molla denilirmiş.
.
Zübeyde-Ali Rıza çiftinin önceleri:
“Fatma, Ömer ve Ahmet” adlı üç çocukları olmuş.
Fakat “Fatma” bu dönemde vefat etmiş.
.
“Ömer ve Ahmet” ise daha sonra vefat etmiş.
.
1881’de dördüncü çocukları “Mustafa” (Kemal Atatürk),
1885’te “Makbule”,
1889’da “Naciye” doğmuş.
.
Ne yazık ki kızları “Naciye”, 12 yaşındayken hayatını kaybetmiş.
.
Zübeyde Hanım, kocası “Ali Rıza Efendi” 1888 yılında hayatını kaybedince, abisi Hüseyin Bey’in Langaza’daki çiftliğine taşınmış.
.
Daha sonra abisine daha fazla yük olmak istemeyen Zübeyde Hanım, Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragıp Bey ile ikinci bir evlilik yapmış.
.
Zübeyde Hanım, Harp Akademisi’ni bitiren ve Kurmay Yüzbaşı olan Mustafa Kemal’in kısa süre de olsa hapse atılması üzerine oğlunu görebilmek için 1905 yılında, birkaç günlüğüne de olsa İstanbul’a gelmiş ve oğlunu buradan ilk görev yeri Şam’a bizzat gözyaşlarıyla uğurlamış.
.
Balkan Savaşı’ndan sonra Ragıp Bey’den ayrılan Zübeyde Hanım, artık Osmanlı toprağı olmaktan çıkan Selanik’i terk ederek kızı Makbule ile birlikte İstanbul’a göç edip Beşiktaş Akaretler’de bir eve yerleşmiş.
.
Zübeyde Hanım, Çanakkale savaşı sonrası Halep’te görevlendirilen Mustafa Kemal sarılık hastalığına yakalandığı zaman da onu görmek için Halep’e giderek, kör olduğundan korktuğu oğlu Mustafa Kemal’i ziyaret etmiş ve yine İstanbul’a dönmüş.
.
Ülkenin savaştan yenik çıkması sonrasında oğlu Mustafa Kemal’in, Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan birkaç gün sonra 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelmesiyle sevinen Zübeyde Hanım, hasret gidermiş ve Mustafa Kemal’in Şişli’de tuttuğu üç katlı evde oğlu ve kızıyla yaşamaya başlamış.
.
Mustafa Kemal 16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareket etmeden önce annesi ve kız kardeşi ile vedalaşmış ve bu görüşmede Zübeyde Hanım baygınlık geçirmiş.
Sabaha kadar dertleşip oğluyla konuşan Zübeyde Hanım, oğlunu sabah dualarla Samsun’a yolcu etmiş.
.
Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı sonrasında kızı Makbule Hanım ile İstanbul’da yalnız kalan Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal’in İstanbul ile arasının bozulması ve idama mahkûm olması gibi taşıyamayacağı haberler nedeniyle rahatsızlanıp kısmi felç geçirdi.
Zübeyde Hanım bu süreçte, kızı Makbule Hanım’ın Mustafa Mecdi Bey ile evlenmesi üzerine tekrar Akaretler’deki eski evlerinde, kızı ve damadıyla birlikte yaşamaya devam etmiş.
.
Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı döneminde annesi Zübeyde Hanım’ın kendisine telgraf çekip, “Paramız bitti oğlum Mustafa!” diye sıkıntısını belirttiğinde yanındaki yaveri Salih Bozok,
“Elimizdeki mevcut paradan gönderelim mi?” diye sormuş, Atatürk ise:
“Hayır! Elimizdeki para millete aittir, milli mücadele parasıdır ve bu maksatla harcanacaktır” diyerek, annesine “Evdeki halıları, kilimleri satın!” cevabını göndermiş.
.
Kurtuluş Savaşının ateşli yıllarında Zübeyde Hanım’ın damadı Mustafa Mecdi Bey’in sık sık Ankara’ya gidip gelmesi, Mustafa Kemal Paşa’ya o kadar iş arasında annesi ile de ilgilenme şansını vermiş.
Eniştesinden annesi ile ilgili bilgi almış, Dışişleri Bakanlığı Levazım müdürü arkadaşı Cemal Bey (Bolayır) aracılığıyla sık sık İstanbul’da Akaretler’de oturan annesi Zübeyde Hanım’ı kontrol ettirmiş, elden mektup ve para göndertmiş.
.
Zübeyde Hanım’ın, İslam dinine ve gereklerine sıkı sıkıya bağlı, iyiliksever ince bir kalbi vardı.
Yardımseverliği ile tanınan Zübeyde Hanım, Beşiktaş Akaretler’de otururken, iki çeşmenin dört senedir bozuk olması nedeniyle su sıkıntısı çeken mahallede çeşmeleri tamir ettirterek Ramazan ayının birinci günü açılmasına da katkı sağlamış.
.
İşgal kuvvetlerince evine yapılan baskınlar ve oğlu Mustafa Kemal Paşa hakkında duyduğu kaygı ve keder nedeniyle zaten bozuk olan sağlığı daha da yıpranmış.
.
Mustafa Kemal tarafından 1920 yılı sonlarında Ankara’ya getirilmek istenmesine rağmen hastalığın şiddetlenmesi ve bu nedenle de dayanamayabileceği kaygısıyla bu yolculuktan da vaz geçilmiş.
.
Ancak üç yıl gibi uzun bir süre annesinden ayrı kalan Mustafa Kemal, sonuçta ne olursa olsun onu yanına getirtmeye karar vermiş.
Artık TBMM Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa; annesi Zübeyde Hanım’ın uzakta olması ve sağlığının iyi durumda olmaması nedeniyle onu yanına getirmek için planını yapmıştı.
.
Mustafa Kemal Paşa güvendiği kişiler ile sağlığı biraz olsun düzelen annesini İstanbul’dan farklı bir isimle aldırmış önce İzmit, sonra da Adapazarı’na getirtmişti. Kendisi de, annesini almak için 14 Haziran 1922’deAdapazarı’na gelmiş ve ertesi gün annesi ile etraftakilerin duygulu bakışları ve alkışlarıyla sarılıp buluşan Zübeyde Hanım, onu bırakmamak adına sonunda Ankara’ya yerleşmiş.
.
Ancak bu şehrin sert iklim koşulları sağlığını olumsuz etkileyince tedavi amacıyla 18 Aralık 1922’de İzmir’e gitmiş.
.
Son günlerini Latife Hanım Köşkü’nde geçiren Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923’te 66 yaşında ölmüş.
.
Mustafa Kemal de bu elim haberi tren ile Ankara’dan başlayan ve Batı Anadolu’yu kapsayan bir yurt gezisine çıktığında Eskişehir’de öğrenmiş.
Özellikle İstanbul gazetecileri ile yapacağı ve devrimi anlatacağı bu geziye büyük önem veren Mustafa Kemal Paşa, acısıyla yaşamış ve geziyi kesmemişti. Bir süre sonra İzmir’e gelerek annesine olan son görevini de yerine getirmiş ve annesinin mezarı başında dua etmiş.
.
Yıllar sonra İzmir Belediye Başkanı Behçet Uz, Atatürk’ün annesi için bir anıt-mezar yaptırmak amacıyla Fuar için getirtilen mimar Gautier’ye bir proje hazırlatmıştı.
Bu proje, Atatürk’e gösterildiğinde O, projeyi çok süslü ve masraflı bulmuş ve sadece mezarın başına ağır bir taş parçası konulup “Atatürk’ün anası Zübeyde burada gömülüdür. Ölümü: 1923” yazdırılmasını ve Zübeyde Hanım “Çocukları çok sevdiği için” de etrafının bir çocuk parkı ile süslenmesini istemişti.
.
Zübeyde Hanımın mezarı, 1933 yılında temeli atılarak mezar anıt şekline dönüştürülmüş ve 1940 yılında İzmir Belediyesi tarafından resmen açılmıştır.
.
Zübeyde Hanım, İzmir’in Karşıyaka ilçesinde anıt mezarda yatmaktadır…