Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun 1915 Çanakkale Boğaz Köprüsü’nün kedi yolundan 3,5 saat yürüyerek, Asya’dan Avrupa kıtasına geçtiği bir program pazar günü gerçekleşti.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun 1915 Çanakkale Boğaz Köprüsü’nün kedi yolundan 3,5 saat yürüyerek, Asya’dan Avrupa kıtasına geçtiği bir program pazar günü gerçekleşti.
.
Bu programa çok kişi davetliydi.
Misafirler kedi yolu yürüyüşlerini sosyal medyadan canlı yayın yaparak ölümsüzleştirdiler...
.
Sırf eleştirmek için söylemiyorum ama inşaat halindeki bir yapıya, o kadar yüksekliğe insanları çıkarırken sanki güvenlik eksik kalmış gibiydi.
.
318 metre kule yüksekliğine iki kere çıkıp inmek, kap rahatsızlığı olan her babayiğidin harcı da değildir.
.
Ayrıca eğimi açısından pek uygun olmayan kedi yolundaki kayma, düşme neticesinde veya bir kalp krizinde neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.
.
Zaten son tabliyelerin konulması ile kaba inşaatı bitecek olan köprüden kolaylıkla geçmek varken, insanları kedi yolundan geçirmenin acelesi yoktu gibime geldi.
.
İşin içinde “Şov” olunca insan her şeye katlanabiliyor demek ki.
 
BİZİM KÖPRÜMÜZ
2023 yılında açılışı yapılacak olan köprü için Muharrem İnce, “Çanakkale Köprüsü açılmadan seçim olmaz” demişti.
.
Anketlere bakınca iktidarın oldukça zorlu bir yola girdiği ve artık düşme eğilimine girdiği gözüküyor.
Halk 20 senedir AK Parti’ye verdiği iktidarı geri alacak gibi duruyor.
.
Ulusal bir gazetenin 5 anket şirketi araştırmalarının yan yana yayınladığı tabloya bakınca, Cumhur İttifakını bizim köprünün bile kurtaramayacağı anlaşılıyor.
.
Böylelikle köprümüz sadece inşaat tarihimize değil, seçim tarihimize de damgasını vuracak gibi gözüküyor.
.
Durum böyle olunca Çanakkale’nin adı oldukça sık duyulacak ve hiç beklemediğimiz kadar reklamımız yapılacak.
.
İşte bu noktada şunu iyice anlamak gerekiyor.
Biz bu reklamın neresinde olacağız?
.
Öyle ya, kimi tahminlere göre şehrimiz köprüyle beraber atağa geçecek, misafirlerimiz oldukça fazla çoğalacak.
.
Bazı görüşlere göre köprünün yapılması ile birlikte, bu yolu kullananlar transit geçip gidecekler.
.
Aynı Şener Şen’in meşhur filmi, “Selamsız Bandosu”ndaki gibi:
Köprü bereketini bekleyen tüm şehir yatırımını yapmış, hazırlıklarını tamamlamış vaziyette köprünün açılmasını ve köprüden geçenlerin şehrimize gelerek bizleri ihya etmesini beklerken, kimsenin uğramaması sonucu yaşanan hüsran, dumura uğradığımızın resmi olabilir.
.
İstanbul’dan gelip, bu köprüyü kullanacak olan bir vatandaş olarak düşünün.
“Nereye gidersiniz?”
.
Öncelikle insanlar Eceabat’tan Abide’ye ve savaş alanlarına gidip manevi duygular içinde gezisini yapar.
.
Sonrasında köprüden geçerek (isterse) Truva Müzesine doğru yol alır veya bastırıp gider.
.
Diğer taraftan savaş alanlarını ziyarete gelen turlar zaten şehir içine girmeyecektir.
Onlar da köprüden geçip, gideceklerdir.
.
Sanki “Truva Müzesini şehir içine yapsaydık” daha mantıklı olurdu gibime geliyor.
Etrafımızdakilerle de bunu zaman zaman tartışıyoruz.
Bizler turisti şehrimize çekmek için ne yaptık?
Elimizde hangi değerimiz var?
.
Kısaca söylersek:
Köprüden geçen turist Çanakkale’ye neden gelsin?
.
Çanakkale’ye Peynir Helvası almak için uğrar mı mesela?
.
Bozcaada, Asos, Gökçeada, Küçükkuyu gibi turistik yerleşimlere geçenler, Çanakkale’ye de uğrar mı?
.
Bazıları İstanbul’a yakınlığımız sayesinde Köprünün açılması ile ilimizin fabrika Cenneti’ne dönüşeceğinin tahminini yapıyor.
.
Olabilir.
İhtimal oldukça kuvvetli.
.
Ancak göz ardı edilen bir konu var:
“Bu fabrikalarda kim çalışacak?”
.
Öyle ya, daha doğru dürüst musluk tamircisi bulamazken, bahçelerde bile Afganlıların çalıştığı bu ortamda fabrikalarda kim çalışacak?
.
Bizim çocukların hayali, beyaz yakalı olup, yatıp oldukça yüksek bir maaş almak.
“Çalışmak” denilince bu gençlerin aklına bir şey gelmiyor.
.
Hele şu arkadan gelen ve online eğitim ile iyice tembelleştirilmiş neslin bu fabrikalarda çalışacağına kim inanır?
.
Kurulacak fabrikalarda kendi içimizden kimse çalışmayacağından, dışarıdan gelenler için Çanakkale’nin, “İşçi Cenneti” olacağı muhakkak.
.
Şu andaki nüfusumuzun işçi gurbetçileriyle iki katına hatta üç katına çıktığını düşünecek olursak, selam vermek için hemşeri bulmak da o kadar güçleşecek.
.
Kısaca şunu söylemek gerekirse, şehir halkı olarak bize pek faydası olmayacak gibi.
Daha çok İstanbul-İzmir veya İstanbul-Ege aksını kullananlara ve bayramlarda kuyruk bekleyenlere yarayacak gibi.
 
BİZİM ÜNİVERSİTEMİZ
Şehir olarak dönüp, dolaşıp üniversiteye dua etmemiz gerek.
Öğrencilerinin şehir ekonomimize sağladığı faydanın haddi hesabı yok.
.
Mart ayında başlayan online eğitim ile geliri büyük ölçüde düşen esnafımızın, “Yüz yüze Eğitim” açıklamasıyla yüzleri gülmüş oldu.
.
Bu arada, üniversiteyi şehrimize kazandıran rahmetli Süleyman Demirel’i anımsatacak tek bir yapı, heykel veya etkinlik yok.
Buna sözlükte; “Vefasızlık” deniyor.
Bence esnaf odaları başta olmak üzere, üniversite yönetimi de dahil derhal “Vefa” ödemesi için harekete geçmeliler.
.
Bu sene üniversite yönetimi yeni gelecek öğrencilere 10.692 kontenjen ayırmışken, üniversitemizi tercih edenlerin sayısı 8.246’da kalmış.
.
Öğrencilerin neden tercih etmedikleri araştırılması gereken önemli bir konu.
.
İşin başka tuhafı ise tercih edenlerden sadece 7.576 öğrenci kayıt yaptırdığından kontenjanın sadece yüzde 70’i dolmuş.
 
***
KÜRESEL ÇÖZÜMLER
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda bir konuşma yaptı.
Konuşmasında dünyayı ve bizi ilgilendiren birçok konuya değindi ve küresel çözümler istedi.
.
Bu konulardan en önemli başlık olarak:
Suriye,
Afganistan,
Azerbaycan,
Keşmir,
Uygur Türkleri,
Libya,
Kıbrıs meselesi,
Ege denizindeki problemler,
Bangladeş,
Myanmar ve Rohinga Müslümanları,
Filistin ve Kudüs’ü belirlemişti.
.
Erdoğan ayrıca Kovid-19 salgınına değindi ve “Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, on milyonlarca insanın virüsün pençesinde kıvrandığı bir dönemde, aşı milliyetçiliğinin farklı yöntemlerle halen sürdürülüyor olması, insanlık adına yüz kızartıcıdır. Kovid-19 salgını gibi küresel bir felaketin üstesinden, ancak uluslararası işbirliği ve dayanışmayla gelinebileceği açıktır…
… Bu vesileyle, yerli aşımız Turkovac’ı yakın zamanda milletimizle birlikte tüm insanlığın istifadesine sunacağımızı ifade etmek istiyorum.” dedi.
.
Konuşmasının son bölümünü iklim değişikliği ve çevrenin korunması konularına ayıran Erdoğan, ülkemizde yaşanan maden katliamlarına, orman yangınlarına, denizlerimizin kirliliğine hiç değinmedi.
.
Şimdi size konuşmasının bazı kısımlarını hiç yorumlamadan yazıyorum.
Yorumu size bırakıyorum.
.
“Türkiye olarak bu konuda en hızlı ve etkin çözümler üreten ülke olmamıza rağmen, biz de oldukça sıkıntılı günler yaşadık.”
.
“Mesela, şehir planlamalarının artık iklim değişiklinin yol açtığı sonuçlar göz önünde bulundurularak yapılması zorunlu hâle gelmiştir.”
.
“Paris İklim Anlaşması’na ilk imza atan ülkelerden biriyiz. Ancak, yükümlülüklerle ilgili adaletsizlikler sebebiyle henüz bu anlaşmayı yürürlüğe koymamıştık. Son dönemde bu çerçevede kaydedilen mesafenin ardından aldığımız kararı, buradan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndan tüm dünyaya duyurmak istiyorum. Paris İklim Anlaşması’nı, ulusal katkı beyanımız çerçevesinde önümüzdeki ay Meclisimizin onayına sunuyoruz.”
.
Bu konuşmaya göre, Türkiye iklim değişikliklerinde, küresel sorunlarda öncü bir ülke olarak dünyada yerini alacak.
Biz de bekliyoruz…