Bendeniz aşı karşıtı olmayıp, sürekli olarak bilim adamlarına inanan, doktorumun dediğini harfiyle uygulayan bir kişi olarak ne yazık ki Korona oldum.

Bendeniz aşı karşıtı olmayıp, sürekli olarak bilim adamlarına inanan, doktorumun dediğini harfiyle uygulayan bir kişi olarak ne yazık ki Korona oldum.
.
Olmasına oldum da,
Sorun bakalım:
“Nasıl oldum?”
.
Ağzından maskesi,
Önünden mesafesi,
Elinden sabunu düşürmeyen ben bile Korona olduysam, gerisinin vay haline!
.
Nereden geldi?
Nereden buldu?
Nasıl bulaştı?
Anlamadım.
.
Uzak bir şehirde gittiğimiz lokantada gece boyunca bilmeden açık camın önüne oturunca, cereyandan çarpıldığımı ertesi günü boğazlarım ağrıyınca anladım.
.
Peşinden hafif burun akıntısı, halsizlik gelince “Grip oldum” endişesi ile yanımda bulunan “Aferin Fort” ilacıma saldırdım.
.
Çok hafiften aksırık, tıksırık başlamıştı nadir de olsa.
.
Bir ara aklıma geldi:
“Yoksa ben Korona mı olmuştum?”
.
Ama kondurmadım ki.
Hem ben aşılıydım.
Dikkat ediyordum.
Bu virüs manyak mı bana bulaşsın?
.
Demem o ki, 5. Gün sonunda yediğim acı biberin acısı fark etmeyince “Tırstım…”
“Ne oluyor bana?” diyerek başka kokularda denedim kendimi.
.
Aaa?
Parfüm kokmuyordu iyi mi?
Karanfil dolu kavanoz kokusunu saklamıştı adeta benden.
.
Domates, fasulye, limon, çay damağımda etkisiz bir halde dolaşıyorlardı.
.
Hele son yediğim Ton Balığının tadı da saman gibi gelince, “Eyvah!” dedim kendi kendime.
Şimdi yedim naneyi…
.
Tat alamadığımdan,
“Yediğim nanenin de farkında değilmişim meğer…”
.
Sonuçta dedim:
“Hatun kalk hastaneye gidelim ve test yaptıralım.”
.
“Akşam saat 18.00 gibi sonuçlar size mesaj olarak veya e-nabız uygulamasından gelir” dediler.
.
Biz de bir heyecan…
“Acaba olduk mu?”
“Yok canım, grip bu grip…”
“Aşımız var, hayatta olmaz.”
“Başka bulaşacak birini bulamadı mı?”
“Biz kimseye bulaşmadık ki?”
.
Mesaj aynen şöyle geldi:
“Sn. HAS* ER*,
10.09.2021 tarihli
test sonucu POZİTİFtir.
Ekiplerimiz gelene kadar acil sağlık durumu dışında lütfen evden çıkmayınız.”
.
Filen oldum mu “Mosmor…”
.
“Ne Koronası?
Ne virüsü?” demenin alemi yok.
Test çıkmış işte:
Resmen Pozitif.
.
Arkadaşlar öğrendikten sonra bir birlerine attıkları mesajda şöyle demişler:
“Sami arkadaşımızın pozitif bir insan olduğu PCR testiyle kanıtlandı…”
.
Sonuçta Filasyon ekibi “Favira” adlı hapımızı getirdi.
.
Aşı gibi ilaca da tepkili olanlar vardı biliyorum.
.
Ben dedikleri gibi içtim kardeşim.
Bizde doktor ne derse o.
İlk gün sabah-akşam 8’er tane,
İlaç bitene kadar günde 3 kere 3’er adet.
.
Dün aradılar, “Evde miyiz?” diye.
“Kontrol için: Muhtarlıktan ve emniyetten gelecekler bilginiz olsun” dediler.
.
Allah’a şükür ayaktayız.
Yatmadık.
Acımız, sancımız yok.
.
Beni sıkıntıya sokan tek şey:
15 gün karantinada olacak olmam…
.
İşlerim vardı:
Televizyon programım başlayacaktı,
Tiyatro için provalarım başladı.
Yazlık taşınacaktı.
Domates suyu yapacaktık.
Filan, fişman…
.
Yazılarımı evden yazıp yolluyorum.
Boş vaktimde kitap okuyorum,
Yeni projeler düşünüyorum.
Günler gelip geçecek,
Yeter ki sağlık olsun…
.
12 Eylül’ün yıl dönümüne rastladığımız bu günlerde, “Rahmetli Demirel gibi evde zorunlu ikamete tabi tutulmaktan başka” bir derdim de yok çok şükür.
.
Daha önce sıkı “Pandemi Yasakları” yaşamış biri olarak, bu da benim için gelip geçecek…
.
Şunca yaşadıklarımdan sonra sizlere de diyeceğim o dur ki:
“Bana bir şey olmaz demeyin, cümleten başımız belada…”
.
Bu durum başıma geldiğinde beni arayan yetkili 15 gün zorunlu ikamete tabi olacağımızı söyleyince pazarlık yapamaya kalktım.
“15 gün fazla, bari 10 gün olsaydı…” dedim.
.
Yetkili: “Bunun imkânsız olduğunu, ancak temaslı olunduğunda bu sürenin kullandırıldığını” söyledi.
.
“Peki” dedim, “ben test yaptırmasaydım da ortalıkta gezseydim ne olacaktı?”
Yetkili: “İşte böyle düşünüp ihmal edenler yüzünden hastalık vakaları çoğalıyor zaten…”
.
Haklıydı…
.
Toplum sağlığı bir memleket meselesiydi çünkü...
.
Özgürlüklerimize kavuşmamız için, elbirliği ile şu hastalığı bir an önce başımızdan atmamız gerek.
 
***
HERKES ÇOK BİLİYOR
Yaşlı köylü amca sattığı kavunların etiketlerine şöyle yazmış:
“1 kavun 3 lira,
3 kavun 10 lira…”
Müşteri beklerken oradan geçen ve etiketleri gören bir genç yanındaki kız arkadaşına, “Bak şimdi beni seyret” diyerek yaşlı amcaya yaklaşır:
-“Amca bir kavun verimisin?”
-“Olur evladım.”
-“Kavun ne kadar?”
-“3 lira evladım.”
Genç, kavunu alır parasını verir ve peşinden yine bir kavun ister.
Onun da parasını verir ve peşinden yine bir kavun isteyerek parasını verir.
Sonunda üç kavun almış ve 9 lira vermiştir.
Amcaya bıyık altından gülerek:
-“Farkında mısın üç kavun aldım 9 lira verdim. Ama sen oraya 3 kavun 10 lira yazmışsın. Anladığım kadarıyla sen ticareti bilmiyorsun…” demiş.
Yaşlı amca genci şöyle bir süzmüş.
Sonrasında da:
-“Bak evladım” demiş, “Herkes bana akıl vereceğim diye 1 kavun almak yerine 3 kavun alıyor. Ben de fazlaca kavun satmış oluyorum. Sonra kendilerinde jeton düşünce de ‘Bana ticaret nasıl yapılır öğret’ diye yalvarmaya başlıyorlar…”
.
Günün birinde, bir kilisenin kapısında, iki dilenci peydah olur.
Birisi, temiz-pak, nur yüzlü,
Diğeri pasaklı, karanlık suratlı, insanların yüzüne bakmaktan kaçındıkları cinsten.
Temiz, pak olanının önünde bir yazı varmış ve şöyle yazıyormuş;
“Ben yoksul bir Hristiyan’ım, lütfen yardım edin…”
Karanlık suratlı olanın da önünde bir yazı varmış:
“Bütün varlığını kumarda ve zinada kaybetmiş bir Yahudi’yim. Paraya ihtiyacım var.”
Pazar ayininden çıkanların hepsi, öfkeyle Yahudi dilencinin önünden geçip, nur yüzlü Hristiyan dilenciye sadaka veriyorlarmış.
Haftalarca böyle sürüp gitmiş.
Sonunda papaz Yahudi dilenciye acımış ve yanına yaklaşıp demiş ki:
“Bak haftalardır avuç açıyorsun burada, tek kuruş sadaka toplayabilmiş değilsin. Seni gören hiddetleniyor, parayı diğer dilenciye veriyor. Şu önündeki yazıyı kaldırsan, Yahudi olduğunu söylemesen, kumarı ve zinayı falan işe karıştırmasan, üç beş de sen kazanırsın, karnın doyar.”
Yahudi dilenci gülümsemiş ve diğer dilenciye dönüp şöyle demiş:
“Vre, işittin mi Solomon? Papaz bize ticaret öğretiyor.”
.
Adamın biri iş başvurusunda bulunmuş.
Görüşmeye çağırmışlar.
Görüşme esnasında yönetici sormuş;
-“Peki beklentilerin ne? Seni ne tatmin eder?”
Arkadaş saymaya başlamış;
-“Öncelikli olarak bir araba istiyorum, ayrıca şu anda bulunduğum dairenin kirası biraz fazla onu da şirketin karşılaması iyi olur, maaş olarak da 3000 dolardan aşağı çalışmam…”
Şirket yöneticisi “Bitti mi?” diye sorduktan sonra başlar konuşmaya:
-“Biz sana son model bir Cherokee ve Tarabya’da bir villa vereceğiz, ayrıca bizim bu pozisyonumuz için planladığımız maaş 6000 dolardı” demiş.
Elemanın gözleri yerinden fırlamış;
-“Şaka yapıyorsunuz…”
Şirket yöneticisi yapıştırmış;
-“Önce siz başlattınız…”