.

Arada bir güçlü ve farkındalık yaratan çıkışlar yapmakta fayda var. Yoksa iktidar sahipleri uyumaya ve uyutmaya devam ediyor.
Mülteci veya sığınmacı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal guruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm gören veya zulüm görecek korkusu ve endişesi taşıyan, bu sebeple ülkesinden ayrılan/ayrılmak zorunda bırakılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen, iltica ettiği ülke tarafından endişeleri haklı bulunan kişi olarak tanımlanıyor. BM
Birleşmiş Milletlerin tanımı ile mülteci, ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönmeyen veya dönmek istemeyen kişidir.
Hemen her ülkenin mültecilerle ilgili kanun ve yönetmelikleri bulunuyor. Yasalar çerçevesinde ve kendi ülke çıkarlarına zarar vermeyecek şekilde mülteci kabulü yapar veya sınırlarını kapatır.
Sığınmacı, mülteci olduğu iddiasıyla ülkesini terk eden ama mültecilik statüsü başvurusu sonuçlanmamış kişiyken, mülteci sığınma başvurusu kabul edilen kişidir. Sığınma talebi geri çevrilen kimseler sığınmacı olarak nitelendirilemez. Sığınmacı sıfatını kullanabilmek için kişi endişelerinde, korkularında haklı bulunmalıdır. Bu iki kavram günlük hayatta sık sık karıştırılmakta ve yanlış kullanılmaktadır.
Bir süredir gündem konusu olan Suriyeli, Afgan veya Afrikalı mülteci, sığınmacı veya kaçaklar, memleketin de başına bela olma aşamasına doğru geliyor.
Tartışma programlarında sayılar veriliyor. Türkiye’de çoğunluğu Suriyeli olmak üzere milyonlarda kaçak insan bulunuyor. Mülteci sayısı çok fazla değil sanki.
Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre, halen elini kolunu sallayarak gezenlerin çoğunluğu kaçak ve yasal olmayan bir şekilde memlekette ikamet ediyorlar.
2010’lu yılların başlarında Arap dünyasında başlayan ve adına arap baharı denilen iç savaşlar ne yazık ki en fazla zararı Türkiye’ye verdi. İktidar sahipleri fetocu çakma uzmanların fikirleriyle arap baharını yere göğe sığdıramazken, on yıldır Müslüman kanı dökülmeye devam ediyor. Kesilecek gibi de görünmüyor. Darbeler ve iç savaşlar devam ederken Allah adına Müslüman öldüren cahil toplumların aklı başına gelecek gibi de görünmüyor.
Müslümanlar birbirlerini öldürmeye devam ederken, adalet ve insan hakları arayan insanlar, kendi ülkelerinde mücadele edeceklerine kafir dedikleri ülkelere kaçıyor.
Türkiye kaçak insan cenneti haline geldi. Yasal olmayan yollardan giriş yapan insanlar, yine kaçak yollarla Avrupa ülkelerine kaçmaya çalışıyor. Türkiye adeta köprüye döndü.
Artık kaçaklar toplanmalı ve yasalar neyi emrediyorsa uygulanmalıdır. Aksi halde her türlü kirliliğin, gayrimeşru işlerin altından çıkmaya başladılar.
On binlercesi bayrama gidiyor tekrar dönüyorsa, hiçbir Suriyeli mülteci statüsüne alınamaz. Tanrı misafiri de olamaz. Avrupa ülkeleri, ülkenizde savaş bitti, geri dönün demeye başladılar bile. Memlekette de aynısı yapılmalıdır. Yoksa yetkililer mevcut kanunları uygulamamakla suç işlemektedirler.