Yazılarımı kaleme aldığım (dün) için gündemdeki en önemli konulardan biri Milli Takımın Avusturya’ya 6-1 yenilmesiydi.

Yıllardan beri bize çile çektiren yöneticilerimiz yine yapacağını yaptı ve bir dolu polemiklerle bu sonucu hazırlayıp önümüze koydular.

.

Oldum olası Milli Takımın başına yabancı hoca getirilmesine karşıyım o ayrı.

Bu hoca da geldiğinde “Belki bir şeyler yapabilir” diye sustuk, avans verdik.

Ama gördük ki hoca, “Hazırlık maçına bile hazır değil.”

.

Deneme amaçlı sahaya çıkardığı kadrolardan hala bir 11 çıkaramıyorsa bir problem var demektir.

.

En basit mantıkla iki maçın oynanacağı hazırlık döneminde ilkinde denediğin oyunculardan, ikinci hazırlık maçınca kafandaki 11’i kurarsın.

.

6-1’lik skor için “Aman canım ne var bunda, zaten hazırlık maçı!” deme şansın yok kardeşim.

Nihayetinde onlar bir ülkeyi, bir ulusu temsil ediyorlar, hazırlık da olsa bu sonuç olamaz, olmamalı ve kabul edilemez.

.

Zaten federasyonumuzun başta başkanı olmak üzere yöneticilerinin bu işleri yönetemediği belli.

Hepsi günü kurtarma peşindeler.

.

Milli takımın golcüsü yokken, elindeki tek en iyi golcü oyuncuyu önce kampa davet edip, sonra Ümit Milli takımına göndermek öncelikle;

İnsanlık onuruna,

O gencin psikolojisine,

Milli Takım hocasına,

Federasyona,

Kesinlikle “Yakışmadı.”

.

Haydi ben anlamıyorum futbol yorumcuları da mı anlamıyor?

.

İşte onlardan bir kaçı;

Uğur Meleke: “180 dakikada santrfor rolünde Enes, Yusuf, Kenan ve Barış’ı denedik.

2 maçta 1 gol attık, o da penaltı dan. Montella’ya soruyorum: Elimizdeki santrofor havuzu çok mu iyiydi ki Semih Kılıçsoy’a ihtiyaç duymadık?” (Hürriyet)

.

Levent Tüzemen: “Türk Milli Takımı’nın maalesef atanı da yok, tutanı da yok.” (Sabah)

.

En iyi çözüm;

Komple istifa etmek galiba…

.

Gündemin ikinci konusu ise;

“Dolardaki yükselme.”

Doların önlenemez yükselişi hala devam ediyor.

.

Erdoğan’ın; “Pek çok alanda gayet olumlu neticeler aldık. Büyümede, milli gelirde, ihracatta, tarihimizin en iyi seviyelerini gördük” demesine bakmayın.

Zira durum ortada...

.

Dolar 35 lirayı aştı 40’a doğru gidiyor.

Battık ve batmaya devam ediyoruz.

.

Tahminlere göre seçim sonrası da “41 kere Maşallah” diyeceğiz dolara.

 

KANDIRAMAZSIN BENİ

Parti yöneticileri seçime giderken hangi konularda siyaset yapacağını artık bilimsel metotlarla belirliyor.

Önlerine alıyorlar istatistikleri, bakıyorlar ve yorumlayıp strateji belirliyorlar.

.

Eskisi gibi “Baba” dan kalma “Siyaset” yok artık.

.

Mesela bakın Burak Kunt’a.

“Çanakkale’de problem nerede?” diye halka sorsanız en üstte “Trafik ve Ulaşım” çıkar.

Kunt da buraya yönelerek, “Raylı sistem” üzerinden siyasetini yürüttü.

Ne oldu?

Halk arasında trend oldu ve şu anda anketlerde üst sıralarda.

.

Akıl başka şey tabi.

Galip gelen bilim olacak sanki…

.

İktidarımız ise emeklilerle kavga ederek, akıllarıyla alay edercesine zam süsü verilmiş “Promosyon masalları” uyduruyor.

.

Hâlbuki önlerine çok sevdikleri TUİK’in tablolarını alsalardı gerçeği görüp, politikalarını ona göre yürütürlerdi.

.

TUİK ne diyor peki?

.

Şöyle açıklama yapmış;

Yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus;

2018 yılında 7 milyon 186 bin 204 kişi iken son beş yılda yüzde 21,4 artarak

2023 yılında 8 milyon 722 bin 806 kişi olmuş.

.

Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise;

2018 yılında yüzde 8,8 iken,

2023 yılında yüzde 10,2’ye yükselmiş.

.

Yaşlı nüfusun;

2023 yılında yüzde 44,5'ini erkek nüfus, yüzde 55,5'ini kadın nüfus oluşturmuş.

.

Nüfus projeksiyonlarına göre yaşlı nüfus oranının;

2030 yılında yüzde 12,9,

2040 yılında yüzde 16,3,

2060 yılında yüzde 22,6 ve

2080 yılında yüzde 25,6 olacağı öngörülmüş.

.

“Ya boş ver bunları, nasılsa onlar ben ne yaparsam yapayım bana oy verirler” diye düşünülüyorsa, biraz geç kalındı gibi.

Zira yaşlıların eğitimleri artık var.

.

İşte istatistikler.

Yaşlı nüfus içinde okuma yazma bilenlerin oranı;

2018 yılında yüzde 81,7 iken

2022 yılında yüzde 86,5 olmuş.

Okuma yazma bilmeyen yaşlı nüfus oranı;

2018 yılında yüzde 18,3 iken

2022 yılında yüzde 13,5 olmuş.

.

Çalışma durumlarına göre şöyle bir oran çıkmış;

2023 yılında yaşlı nüfusun;

Yüzde 57,7’si tarımda,

Yüzde 32,1’i hizmet,

Yüzde 7,3’ü sanayi,

Yüzde 2,8’i ise inşaat sektöründe çalışıyormuş.

İktidar olarak bu kesimlerden oy almak, canavarın midesinden lokma çalmakla aynı bence.

.

Bir de iktidar “Bunların bir şeyden haberi yok” demesin diye, şöyle bir tablo koymuş TUİK önlerine;

İnternet kullanan 65-74 yaş grubundaki bireylerin oranı;

2018 yılında yüzde 17,0 iken

2023 yılında yüzde 40,7 olmuş.

.

İnternet kullanan yaşlı erkeklerin oranı;

2023 yılında yüzde 49,8

Yaşlı kadınların oranı;

Yüzde 32,7 olmuş.

.

Öyleyse şöyle demek lazım;

Yaşlıların her şeyden haberleri var.

Bu seçimde iktidara söyleyeceklerini Yıldız Tilbe zamanında yazmış, söylemiş.

Bu şarkı bu devirde yaşlıların gönlüne hitap ediyor.

.

Hani sokaklarda seçim arabaları geziyor ya hani seçim şarkıları çalarak.

Yaşlılar da bir araba tutup sokaklarda bu şarkıyı çalsınlar;

“Kandıramazsın beni

Susturamazsın beni

Durduramazsın beni

Ben kötüyüm sen iyi mi?”

 

GELECEK GELECEK Mİ?

77 yaşındaki ABD’li fizikçi ve yazar Michio Kaku’ya geleceğimiz ile ilgili öngörüleri sorulmuş.

.

“İnsanda üç beyin var diyorsunuz?” Fizikçi Michio Kaku bu soruya şu cevabı vermiş;

“İnsan beynini incelediğinizde üç ayrı parçası olduğunu görürsünüz.

Beynin arka kısmı sürüngen beynidir: Şekil tanıma, üç boyutlu bir ortamda nerede olduğunuzu anlama gibi görevleri yerine getirir. Onun önünde, beynimizin orta tarafında ‘Maymun beyni’ diye tarif edebileceğimiz ‘Limbik beyin’ bulunur. Bu kısım da sosyal hiyerarşileri kavramak için kullanılır. Bir de beynin ön tarafındaki ‘Prefrontal korteks’ vardır. Burası bir zaman makinasıdır. Geleceği görür. Sürekli olarak geleceğin simülasyonlarını yapar.”

.

“Sıradan bir insanın beynini bir dehanın beyninden ayıran şey nedir?” sorusuna ise şöyle cevap vermiş;

“Sıradan insanlar uzun vadeli planlar yapamaz, yalnızca hemen önündeki seçenekleri görürler. Büyük düşünürler ise bu zaman makinasını kullanır, geleceğin simülasyonunu yaparlar.”

.

“Bilide en büyük sıçrama nerede olacak?” sorusuna cevabı şu olmuş;

“Bizim bilgisayarlarımız birler ve sıfırlarla işlem yapıyor. Bu dijital bir zihin.

Ama bu Doğa Ana’nın dili değil. Doğa Ana’nınki kuantum zihni. Atomları, elektronları ve fotonları anlayabilen bir zihin. Bu evrenin de dilidir. Gelecekteki sıçrayış da burada olacak.”

.

“Kanserin olmadığı, ölümsüz olacağımız bir dünya mümkün olacak mı?”

Cevabı şöyleymiş;

“Bilgisayarların yardımıyla kanseri iyileştirebiliriz. Tümör ortaya çıkmadan önce bunu öngörebiliriz. Örneğin tuvalete gittiğinizde DNA’nız incelenebilir. Tümör oluşmadan 10 yıl önce bunun gerçekleşeceğini bilip ona göre müdahale edilebilir. Tümör kelimesi kullanımdan kalkacak. Aynısı kanser için de geçerli…”

.

“İnternetin de devrinin kapanacağını, doğrudan beyinlerimizin birbirine bağlanacağını söylüyorsunuz…”

“Geleceğin interneti dijital olmayacak. Dijital çok yavaş ve çok ham. Geleceğin interneti beyinle birleşmiş kuantum bir internet olacak. Adı da ‘Brainet (Beyin-net)’ olacak. Düşündüğünüz şeyleri dünyanın başka bir yerine gönderebilecek, başkalarıyla veya başka şeylerle düşünerek etkileşebileceksiniz…”

.

“Pek çok bilim insanı yapay zekanın tehlikelerine karşı uyarılar yapıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?”

Sorusunun cevabı korkunç tabi.

“Kimileri bir gün makinalarımızın çok zeki olacağını, bize karşı geleceklerini söylüyor. Günümüzde insanlığı bekleyen üç tehlike var: Nükleer savaş tehdidi, biyolojik silah tehdidi ve küresel ısınma.

Bunlara dördüncü olarak yapay zeka eklenebilir. Fakat yapay zekâdan kaynaklanan iki farklı tehdit var ve ikisi birbirinden epey farklı. Bunlardan biri daha kısa vadeli: ‘İnsan yüzünü ve bedenini tanıyabilen insansız hava araçları yanlışlıkla insanları hedef almaya başlayabilir. Birer otomatik ölüm makinasına dönüşebilirler.’ Uçabilen, gözlem yapabilen, insan formunu tanıyıp öldürebilen cihazlar düşünün. Bu bir kaza sonucu da gerçekleşebilir, bir ulusun bilinçli girişimleri sonucu da.

Bu kısa vadeli tehditten çok daha büyüğü ise uzun vadede var. Bu, ‘Yapay zekânın insan zekâsına yaklaşmaya başladığı noktada ortaya çıkacak.’ Daha oraya gelmemize çok var ama bir gün elbet robotlarımız fare kadar da olsa zekaya kavuşacak. Daha sonra tavşan kadar, ardından köpek veya kedi kadar ve bir noktada da maymun kadar zeki olacaklar.

O gün geldiğinde tehlikeli olma ihtimalleri var. Çünkü maymunlar, bir maymun ile bir insan arasındaki farkı anlayabiliyor.

Belki de 100 yıl içinde insandan ayırt edilemeyen robotlar olacağını düşünüyorum. Fakat o robotların kendi zihinleri olmaması ve bize karşı gelmemeleri için önlem almamız gerek. Örneğin birini öldürmek istediklerinde beyinlerini kapatacak bir çip yerleştirmek gibi…”

Ama daha oraya gelmemize epey bir süre var. Önümüzdeki daha acil tehlike, hedef ayırt etmeksizin insanları öldürebilecek insansız hava araçları…”

.

Aklımızı başımıza almazsak geleceğimiz maalesef bu…