Muhalefet ve İktidar da dahil herkes Muharrem İnce’yi merak ediyor.

Adaylık başvuruları olmadan “Kaç oy alacağı” tartışılırken, adaylık süreci için istenen “İmza” sayısı 100 bin, merak ediyor.
.
Meral Akşener’in 2018 yılında daha 4 saatte 117 bin imza toplamasına karşılık, İnce’nin ilk günde 25 bin seviyelerinde kalması inanılır gibi değil.
.
Yüzde 25 oy alacağını iddia eden biri için oldukça yıkıcı bir sonuç.
.
100 bin imzayı toplasa bile artık gücü olmadığı konusunda herkes mutabık.
.
Öyle ya, 100 bini bulamayan milyonları nasıl bulacak?
.
Bir dans figürü ile milyon oy toplansaydı, Michael Jakson dünya lideri olurdu.
.
Muharrem İnce son katıldığı televizyon programında sürekli olarak muhalefet lideri Kılıçdaroğlu ile uğraşmasıyla, alacağı oyların yarısını kaybetti gibi.
.
Zira kendisine gelecek oyların membaına saldırmak pek akıllıca olmadı. Bu 100 bin imza kampanyasında da belli oldu.
.
İnsanlar kazanacaklarına inandıkları adayın peşinden giderler.
Oylarının heba olacağı bir oluşumun peşine takılmazlar.
O parti veya kişi iktidar olduğunda zaferde kendilerinin de payı olduğuna inanıp, sahiplenirler.
.
Şu imza kampanyası ile Muharrem İnce’nin böylesi bir iddiası kaldığını zannetmiyorum.
Yine de Allah yolunu açık etsin.
.
Ancak daha önce dediğim gibi “Kılıçdaroğlu ilk turda kazanırsa veya Erdoğan ilk turda kazanırsa” kaybeden kesinlikle İnce olacaktır.
Bilin istedim…
 
***
RAMAZAN İKAZLARI
Bahçeşehir Tıp Öğretim Üyesi, Kardiyolog Doç. Dr. Muhammed Keskin sosyal medya hesabında diyor ki:
Sizlerden her sene olduğu gibi yine bir kaç isteğim var:
1. Hurma alırken glikoz şurubu ve tatlandırıcı var mı diye kontrol edin.
Aslında birçoğunun hurma tadını sevmesinin nedeni üstüne dökülen şekerli solüsyonlar.
.
2. Değişik isimlerde satılan Ramazan şerbetlerini kısıtlı tutun.
Sektör çok büyük ve her markanın kendi şerbeti var.
Şunu bilelim, bunların çoğunun içindeki meyve oranı %10’dan az ve muazzam şeker içeriyorlar. Glikoz, früktoz şurubu da cabası.
·
3. Ramazan Pidesi yasaklı değil fakat Pastane Pidesi yasaklı bir ürün.
Pastane pideleri ciddi miktarda margarin ve katkı maddesi içeriyor. Fırından almaya gayret edin ve az tüketin. Unutmayalım, her beyaz ekmek bize zarar…
·
4. Protein ağırlıklı beslenin, iftardan sonra tatlıyı sıfırlayın desem iddialı olabilir ama en azından kısıtlı tutun.
Susama ve açlık hissini azaltmış olursunuz.
Meyve, ekmek, tatlı işini abartmayın.
Sizi asıl susatan ve acıktıran karbonhidratlar olacak…
·
5. Çayı açık ve iftardan sonra tüketin.
Sahurda çay içecekseniz 1 bardağı geçmeyin.
Ramazan ayında kahve bağımlılığınızdan kurtulmaya çalışın.
Suyu bir anda ve yüksek volümde değil sık sık azar azar tüketin…
·
6. Sahura kadar uyanık kalmayın.
Uyuyun ve uyanın.
Uyku düzeninizi tamamen yok etmeyin, korumaya çalışın.
İftara yakın uyumamaya çalışın.
Uyku bastırıyor ve yapacak bir iş bulamıyorsanız dışarı çıkın biraz yürüyüş yapın…
·
7. Uzun süreli tokluk için et ve yumurtayı; bağırsak huzurunuz için lifli beslenmeyi ve probiyotik olarak yoğurdu ihmal etmeyin.
Huzurlu bir bağırsak huzurlu ve sağlıklı bir beden demektir…
 
***
AYI RÜSTEM
Ramazan geldi hoş geldi, evimize mahallemize nur geldi.
Durum bu.
.
Gündüzleri oldukça fazla müşteri ağırladığımız kahvede, Ramazan münasebeti ile müşteriler epey azaldı.
Gelmeyenler oruç tuttuğundan değil, çay, kahve içerek oruç tutanlara saygısızlık etmemek için gelmiyorlar.
Ama ilk haftadan itibaren hepsi yavaş yavaş kahveye damlarlar eskisi gibi.
.
Ben de mümkün olduğu kadar oruç tutmaya çalışıyorum.
İlk gün kesinlikle tutarım zaten.
Bugün orucumun 3. Günü ve şimdilik iyi gidiyordu.
Çünkü az daha kazaya kurban gidecekti gül gibi orucum.
.
Benim asker arkadaşım Hüseyin, te Malatya’dan İstanbul’a gelmiş.
Annesini hastaneye getirmiş.
Ameliyat olması gerekmiş.
.
“Hazır gelmişken, askerlik arkadaşım Rüstem’e uğrayayım” demiş ve kalkmış yanıma gelmiş sabah sabah.
.
Başımın üzerinde yeri var, Malatya’dan gelmiş arkadaşım ona hizmet etmeyeceğiz de kime edeceğiz ki?
.
Hemen oturttum masaya başladık anlatmaya eskilerden, askerlikten.
.
Karnı açtır diye simit aldım, peynir, zeytin de yanına. Bir de helva kestim.
Yaptım şöyle güzel bir demli bir çay.
.
Hem anlatıyor, hem yiyor.
Ben de hem dinliyorum, hem yiyorum.
.
Bir müddet sonra fark ettim yediğimi.
“Ulan!” diye fırladım masadan, doğru musluğa.
Ağzımı çalkaladım.
.
Hüseyin de peşimden gelmiş hemen,
“Ne oldu?” diyerek.
“Oğlum dedim ben oruçluyum”
“Peki neden yedin?”
“Ne bileyim seni dinlerken dalmışım.”
“Ben de oruçsuzsun zannedip içimden ‘koskoca Rüstem oruç tutmuyor’ diye garipsiyordum.”
.
Bir kahkaha patlattım, “Ülen oruç gidiyordu az daha” diyerek.
Hüseyin de güldü tabi.
.
Anlayacağınız bizim oruç “Güme” gidecekti.
.
Hüseyin bir yandan yiyor, bir yandan anlatıyordu başına gelenleri.
Malatya’dan gelmiş, oranın hali belli.
Allah kimseye yaşatmasın ama gerçekten çok zor bir durum.
.
O anlattıkça içim burkuldu, gözlerimden yaşlar geldi.
İnsanların dramı yaşanacak gibi değil.
“İnsan” diyor, “yaşadıklarına değil, o sıcacık elleri hemen yanında görmeyince ağırına gidiyor” diye ekliyor.
.
Her yıkıntı altında onlarca ceset, çığlıklar, koşuşturmalar, siren sesleri, toz, duman, soğuk, yağmur…
.
Annesi enkaz altında kalmış.
Onu getirmişler İstanbul’a.
Bazı ameliyatlar geçirmesi gerekmiş.
Yine de küsmemiş “Devlet sağ olsun” diyor.
.
-“Bak Rüstemciğim bazı insanlar, örgütler, dış mihraklar bunu fırsat bilip Devletimizi küçümsemeye, onu yok saymaya çalışıp, propaganda yapabilirler. Bu devlet bizim. Hepimiz onun bayrağı altında birer vatandaşız. Devlette değil ki suç, onu yönetenlerde. Geç gelen yardımlar, eksiklikler v.s. dolu. Ama bu Devlet bizim. Sadece şuna yanıyoruz. Dünya devletiyiz, ekonomimiz en üst düzeyde, tanklar, toplar var. Eee? Hani? Bu kadar unvana sahip Devlete yakışıyor mu? Deprem bölgesi ne durumda gelip görsünler… Kızmamız ondan. Yoksa bizim Devlete karşı bir küskünlüğümüz olmaz. Yarın seçim olur, yönetenler değişir. Devletin de yüzü değişir…”
-“Hüseyin kardeşim haklısın valla. Hem de yerden göğe kadar haklısın, ne diyeyim. Sen bilirsin oraları, çünkü sen yaşadın… Büyük geçmiş olsun size. Devlet yaralarınızı saracaktır elbet. Kimse aç ve açıkta kalmayacaktır. Biraz sabır etmeniz lazım. Oralarda yatacak, kalacak yeriniz yoksa bizim evin kapıları sonuna kadar açık. İstediğin zaman gel, istediğin kadar kal. Anneni de getir. Beraber kalın. Teklif yok, bilirsin.”
-“Sağol Rüstemciğim, bilmem mi? Senin ne kadar içten duyguların olduğunu iyi bilirim. Gerekirse hiç çekinmeden gelirim. Önce annemin ameliyatlarını halledeyim, sonra görüşürüz.” diyerek ayrıldı.
.
Arkasından bakakaldım.
Biz burada rahat bir hayat yaşarken, insanlar oracıkta çadırlarda, konteynırlarda resmen çile çekiyorlar.
Allah kimseye böyle bir afat vermesin.
.
İstanbul’da da bekleniyormuş.
Allah muhafaza, eğer Maraş bölgesindeki gibi bir deprem olursa resmen yandık…
Allah bu millete zeval vermesin…