Bu başlıktaki şiiri veya şarkıyı bilmeyeniniz yoktur sanırım.

Bu başlıktaki şiiri veya şarkıyı bilmeyeniniz yoktur sanırım.
.
Hikaye de yazan Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuzbeş Yaş” adlı şiiri gibi meşhur olmuştur bu “Abbas” şiiri…
Sanatçının ayrıca çeşitli makamlarda bestelenmiş onlarca şiiri de bulunmaktadır.
.
Bu şiirin hikâyesi ise çok hoştur.
İnsan okudukça hüzünlenir.
Şarkısının bestesi de uyumlu olunca ortaya mükemmel denilecek bir eser çıkar.
.
 
Cahit Sıtkı Tarancı Edremit-Ilıca, Sahil Muhafaza Taburunda yedek subay olarak başlar askerliğine.
O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her yedek subaya bir emir eri verilmektedir.
Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini isteyen Cahit Sıtkı, kendisine emir eri seçmek için sırayla isimlere bakarken birden bir isim dikkatini çeker.
Abbas oğlu Abbas…
Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas.
Bu isim, kendisini küçükken büyükannesinden dinlediği bir masala götürür:
“Vaktiyle, bilmem ne memlekette hüküm süren bir padişahın oğlu ancak rüyada gördüğü servi boylu, sırma saçlı, mavi gözlü, son derece dilber bir kıza âşık olur ve sevgilisini bulmak ümidiyle yollara düşer.
Bütün aşk masallarında olduğu gibi başına bir sürü felaketler gelecektir, pek tabii değil mi?
Aşk demek imtihan demektir.
Ancak serden geçip, yardan geçmeyen muradına nail olur.
Bereket versin, daha ilk adımı bizim sevdalı şehzadeye uğurlu gelir.
Bir kuyunun yanından geçerken, takatten düşmüş, ak saçlı bir ninenin kuyudan su çekmeye uğraştığını görünce dayanamaz, koşar, ninenin suyunu çeker.
Buna son derece memnun kalan kadıncağız, şehzadenin sırtını okşar ve saçından kopardığı iki teli ona vererek der ki:
Oğlum, başın darda kaldığı zaman bu iki kılı birbirine çakarsın;
Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bir Arap çıkar karşına!
Korkmayasın.
Adı Abbas’tır.
Karnın mı acıkmış; ‘Abbas’, demen kafi.
Derhal sana mükellef bir sofra kurar.
Yırtıcı hayvanlar arasında mı kaldın?
Abbas’tan başka kimse kurtaramaz seni.
Uykusuz gecelerde yârin hicranı ile mi yanıyorsun?
Abbas ne güne duruyor?
Sevgilini ne kadar uzakta olursa olsun, alıp getirir seni şad eder.
Bu iki kılı iyi muhafaza et oğlum.
Onlar sayesinde selamete çıkacaksın.”
.
Tarancı talim bitiminde Abbas adlı askerin yanına gönderilmesini ister.
Öğle saatlerinde kapı çalınır.
Karşısında civan mert yiğit biri selam çakıp;
-“Abbas oğlu Abbas Emret komutan!” der.
Aralarında söyle bir konuşma geçer.
-“Nerelisin?”
-“Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.”
-“Sen benim emir erim olur musun?”
-“Sen bilir komutan!”
Abbas’a eşyalarını toplamasını ister ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister.
Zamanla askerin zekiliği sıcakkanlılığından etkilenir.
.
Abbas her sabah erkenden kalkar ve komutanı Cahit Sıtkı’ya kahvaltı hazırlar.
Öğle yemeğini sormadan hazırlar.
Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir.
Erkenden kalkıp Cahit Sıtkı’nın kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar.
Akşamları olunca Cahit Sıtkı’nın sevdiği yemek ve mezeleri hazırlar.
.
Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur.
Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı…
.
Zaman zaman karşısına alıp dertleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhunda gizli şeyleri keşfeder…
.
Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas… Aralarındaki duygu bağları güçlenir.
Böyle bir keyif geçesi akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar;
-“Sen İstanbul’u bilir misin Abbas?”
-“Bilir komutan.”
-“Orda bir Beşiktaş var bilir misin?”
-“Bilir komutan! Ben orda acemi birlikteydim.”
-“Orda benim bir sevgilim var. Sen bana kaçırıp onu getirir misin?”
-“Elbet komutan!”
.
Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş, tıraş olmuş hazırlanmış.
Cahit Sıtkı sorar;
-“Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?”
-“Ben istanbul’a gidecek komutan!”
-“Ne yapacaksın sen İstanbul’da?”
-“Sen söyledi bana. Ben gidecek sana Sevgiliyi getirecek!”
.
Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı…
.
Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır.
Akşam olur.
Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbas’ı karşısına oturtur.
Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kaleme döker!

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan…
 
***
BAŞININ ETİNİ YEMEK
Boş söz, fazla konuşma sonrası insan karşısındakine bir cümle kurar:
“Başımın etini yedin…”
.
“Dırdır” öylesine kuvvetlidir ki, benzetme aşamasında kurulan bu cümle tüm haşmeti ortaya koyar.
.
Deyimin anlamı şu:
“Uzun bir süre ısrar etmek, bir konuda bıktırana kadar rahatsızlık verecek derecede istemek”
.
Veya:
“Bir isteği olana kadar ara vermeksizin konuşarak istediğini yaptırmaya çalışmak…”
.
Bir başka deyim var:
“Ömrümü tükettin, yedin bitirdin, çürüttün, kuruttun beni…”
Bu cümle de “Başımın etini yedin” cümlesinden sonra olayı daha da vurgulamak için kullanılır.
.
Mecaz olarak kullanılan bu cümlelerin bir gün gerçek olacağı kimsenin aklına gelmezdi herhalde.
.
Sadece “Beyin etiyle” değil, vücudun tamamının yenmesi söz konusu olmuş.
.
Bu haber Rusya’dan.
.
Rusya’da bir trafik kazası yaşanıyor.
Bu kazaya karışan araçlardan birinin bagajından ceset çıkıyor.
.
Başı kesilmiş haldeki cansız bedenin fark edilmesinin ardından cesedin bulunduğu araçtaki 3 kişi ormanlık alana kaçıyor.
.
Olay yerine çok sayıda polis sevk ediliyor.
Ormanlık alana kaçan 3 kişi de kısa sürede yakalanıyor.
.
Gözaltına alınan kişilerin 23 yaşında oldukları belirleniyor.
.
Polise verdikleri ifadede cansız bedenin araçla gezerken tartıştıkları ve kavga sırasında öldürdükleri kişiye ait olduğunu itiraf eden gençler, cesedi ise ormanlık alana gömmeyi planladıklarını söylemişler.
.
Cansız bedenin ise 50’li yaşlarında Ermenistan uyruklu bir erkeğe ait olduğu belirlenmiş…
.
Buraya kadar yazılanlar, günlük hayatımızda her zaman karşılaştığımız ve kanıksadığımız bir cinayet olayı.
Anormal bir şey yok! (baştan sona insanlık dışı ama nedense bunlara alıştırıldık)
.
Olay sırasında yapılan soruşturmada zanlılardan Egor Komarov başka bir cinayeti daha itiraf ederek, “Geçtiğimiz yıl eylül ayında bir kişiyi öldürerek etini yediğini” açıklamış.
.
İfadesinin devamında “Bir adamı nasıl öldürdüğünü ve nasıl pişirip yediğini” anlatmış.
Sonuçta: “Eti beğenmediğini” ifade etmiş.
.
İşte insanoğlu böylesine vahşi.
Birbirini yiyecek kadar hem de…
Yukarıda mecaz olarak anlatmaya çalıştığım “Başımın etini yedin” kısmı, neredeyse doğrulanmış.
Komorov ifadesinde, adamın sadece, “Dilini yediğini” söylemiş.