Bir adam uçağıyla Afrika'nın üzerinden geçerken uçağı arızalanır ve ormanlık bir alana düşer ve yerlilerin ona doğru yaklaştığını görür.

Bir adam uçağıyla Afrika'nın üzerinden geçerken uçağı arızalanır ve ormanlık bir alana düşer ve yerlilerin ona doğru yaklaştığını görür.
Adam içinden “İşte şimdi hapı yuttuk” der.
O anda içinden bir ses duyar.
-“Hayır evladım henüz hapı yutmadın.”
-“Peki ne yapmam gerek?”
-“Şuradaki mızrağı görüyor musun?”
-“Evet.
-“Onu en öndeki renkli giysili adamın tam kalbine batır.”
Adam mızrağı alır ve adamın tam kalbine batırır. O anda içindeki ses rahatlamış bir tavırla; “Evladım, işte asıl şimdi hapı yuttun.”
 
***
John ile James kır gezintisine çıkmışlardı.
Bir ara John, James'e yerdeki sığır tersini gösterdi:
-“Bak James... Günün birinde öleceksin, seni mezara koyacaklar. Mezarının üstünde otlar bitecek. Otları inekler yiyecek. İnekler işte böyle pisleyecek. Ben, bunu görünce; ‘Yazık... Ne kadar değişmişsin James’ diyeceğim.”
James kendinden emin bir tavırla;
-“Önce sen öleceksin, John. Mezara gireceksin. Mezarının üstünde otlar bitecek. Onları inekler yiyecek. İnekler işte böyle pisleyecek. Ben, bunları görünce ‘Hiç değişmemişsin be John!’ diyeceğim!”
 
***
Süper markette alışveriş yapmakta olan genç adam, kendisini takip etmekte olan yaşlıca bir hanımı fark etmiş.
Kadını görmezlikten gelse de, kadın dik dik bakmaya devam etmiş.
Nihayet kasa önünde adam arkada, kadın birkaç kişi önde kuyruğa gelmişler.
Kadın adama dönerek;
-“Özür dilerim… Böyle dik dik bakmam sizi rahatsız etmiş olmalı... Üzgünüm. Ama geçenlerde ölen oğluma o kadar benziyorsunuz ki...”
Adam; -“Bunu duyduğuma üzüldüm… Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?”
Kadın; -“Evet… Şimdi ben dışarı çıkarken ‘Güle güle, anne!’ diye seslenebilir misiniz? Bu bana iyi gelecek”
‘Tabii ki’ diye cevap vermiş genç adam.
Yaşlı kadın çıkarken genç adam ona el sallamış ve ‘Güle güle, anne!.’ diye bağırmış.
Yaşlı birisini mutlu etmenin derin hazzı içinde kendi kendine gülümsemiş.
Kendini çok iyi hissetmiş.
Ödeme sırası kendine gelince kasanın 127 Dolar yazdığını görünce hayretle;
-“Bu nasıl olur? Alt tarafı üç parça bir şey aldım!.”
Kasiyer gayet sakin;
-“Ama beyefendi, anneniz… Anneniz onun hesabını da sizin ödeyeceğinizi söyledi...”
 
***
Bir Alman bir İngiliz ve bir Türk bir trenin aynı kompartımanında yolculuk ediyorlarmış.
Bu sırada içeriye bir sinek girmiş.
İngiliz kılıcını çıkarıp sineğe vurmuş ve sinek ortadan ikiye ayrılmış.
İngiliz övünerek cebinden kartını çıkarmış ve kartta, “İngiltere’nin en ünlü kılıç ustası” yazıyormuş.
İçeriye bir sinek daha girmiş.
Alman cebinden çıkardığı tabancası ile sineğe ateş etmiş ve sinek paramparça olmuş.
Alman övünerek hemen cebinden kartını çıkarmış.
Kartta, “Almanya’nın en ünlü silah ustası” yazıyormuş.
İçeriye bir sinek daha girmiş
Bizim Temel’de cebinden bıçağını çıkardığı gibi sineğe vurmuş ama sineğe bir şey olmamış. İngiliz ve Alman,
“Ne oldu kardeş, sineğe bile dokunamadın” diye dalga geçerlerken Temel cebinden kartını çıkarmış.
Kartta, “Türkiye’nin en ünlü sünnetçisi” yazıyormuş.
 
***
Kocası seyahatten vaktinden önce dönen kadın, sokak kapısının açıldığını duyunca, heyecan ve korku içinde sevgilisini karyolanın altına saklamıştı.
Ne var ki, karyolanın somyası eskimiş, telleri çıkmıştı.
Üstünde kadınla kocası sağa sola döndükçe o çıkık teller karyolanın altındaki sevgilinin şurasına burasına batıverdi.
Adamcağız o acıyla “Ah!” diye bağırınca yataktaki koca pirelenmiş.
Karyolanın altına eğilip “Kim var orada?” diye seslenmiş.
“Miyav miyav” diye ses gelmiş aşağıdan.
Çok geçmeden yine yatakta hareket olunca alttaki telden canı yanan sevgilinin feryat etmiş:
“Offff!”
Ve koca yine sormuş:
“Kim o?”
“Miyav miyav.”
Üçüncü “Ah” dan sonra yataktan fırlamış koca, eğilmiş karyolanın altına ve kızgınlıkla bağırmış:
-“Kim var orada?”
-“Kedi dedik ya…”
 
***
Ahmet yolda surat iki karış gidiyormuş. Arkadaşı görmüş ve sormuş:
-“Hayrola yahu bu surat ne böyle iki karış.”
-“Abi karımı öldüreceğim. Bıktım artık ondan, geberteceğim onu.”
-“Elini kana bulayıp, sonrada hapislerde mi çürüyeceksin? Daha garantili yolu var bu işin.”
-“Nasıl olacak?”
-“Her gün karınla üç kere sevişeceksin, onbeş gün sonra karın kendiliğinden ölür. Sen de kolayca kurtulursun.”
Aradan bir hafta geçmiş.
Arkadaşı Ahmet’i eve ziyarete gelmiş.
Ahmet’in suratı çökmüş, kamburu çıkmış, zorla yürür halde arkadaşını içeri almış.
Karısı da mutfakta yemek yaparken, diğer taraftan da yüksek sesle şarkı söylüyormuş.
Arkadaşı sormuş:
-“Nasıl gidiyor?”
Ahmet arkadaşına dönmüş, zorla sırıtarak sessiz bir şekilde cevap verebilmiş:
-“Salak karı, haftaya ölecek haberi yok.”
 
***
Zamanında Almanya’ya işçi alınırken Temel’de müracaat etmiş.
Fakat yapılan muayenede Temel’i çürüğe ayırmışlar ve Almanya’ya almamışlar.
Bunun üzerine çok üzülen Temel eve gelmiş ve Fadime’ye:
-“Bana mahallede çürük derler, ben buna dayanamam. Ben en iyisi üst kata çıkayım, saklanayım. ‘Bir ay sonra Almanya’yı beğenmedim geri geldim’ derim” demiş.
Ayrıca da sıkı sıkı tembih edip:
-“Kimseye de evde olduğumu söyleme” demiş.
Ertesi gün kahvede Temel’i göremeyenler, merak edince evine gelip sormuşlar: “Bacım, Temel nerede?”
Karısı da:
-“Yoktur uşaklar, o Almanya’ya çalışmaya gitti”, diye cevaplamış onları.
Eskiden beri Temel’e hıncı olan Dursun, Onun Almanya’da olmasını fırsat bilerek  evine gitmiş ve Fadime’yi dövmeye başlamış.
Temel de saklandığı odadan Dursun’un karısını dövdüğünü duyunca:
-“Ulan adi Dursun, Almanya’da olmasaydım seni gebertirdim da…”
 
***
Gümrük kapısından bir İngiliz, bir Fransız, bir Türk geçmek için bekliyorlarmış.
Gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye başlamış.
Önce İngiliz’in valizine bakmışlar. İçinden 7 adet don çıkınca “Niye 7 tane?” diye sormuşlar.
O da “Haftanın yedi gün var. Hepsi için bir tane. Pazartesi, Salı, Çarşamba...” diye cevaplamış.
Sıra Fransız’ın valizine gelmiş.
Gümrükçüler açıp bakmışlar 8 tane don.
“7’yi anladık da niye 8?” diye sormuşlar.
Fransız, “Pazartesi, Salı, Çarşamba... Her gün için bir tane, bir tane de ne olur ne olmaz diye yedek aldım” diye cevaplamış.
Sıra Temel’e gelince bakmışlar ki tam 12 tane don.
“Ne varsa bizim insanımızda var. Şu medeniyete, şu temizliğe bak!” diyerek sormuşlar merakla, “Beyefendi neden 12 tane acaba?”
Temel gururla gerinerek cevap vermiş:
-“Ocak, Şubat, Mart, ...”
 
***
Temel nişanlısı Fadime'yi gezdirmek için arabasına bindirir.
Vitese atarken, eli hafif şekilde nişanlısının bacağına değer.
Fadime kıpkırmızı kesilir ve bir şey demez...
Bir süre sonra evlenirler ve balayına çıkarlar.
Bodrum’da otelin önüne gelince Temel kontağı kapatır ve el frenini çekerken eli yine Fadime'nin bacağına değer.
Fadime yine kızarır ve Temel'e;
-“Ula Temel, artuk evlenduk, daha ileri gidebilursun” der...
Bunun üzerine gayet neşeli bir şekilde “Olur” diyen Temel, arabayı çalıştırarak Antalya’ya doğru yol alır.
 
***
Sarışının biri atlamış gitmiş Miami'ye...
Türkiye'de iken demişler ki,
-“Florida timsah cennetidir. Timsah oralarda çok ucuzdur”
Hemen bir timsah ayakkabı almak için dalmış ilk dükkâna.
Seçmiş bir tane.
Fiyat?
Ateş pahası...
Öbür dükkâna bakmış.
Fiyatlar el yakıyor.
Tepesi atmış sarışının.
Tezgâhtara bağırmış;
-“Şimdi gider, kendime bir timsah avlarım. O zaman daha uygun bir fiyatla timsah ayakkabım olur.”
Tezgahtar alay ederek konuşmuş:
-“Hemen gidin. Büyük bir tane yakalayın ama...”
Sarışın dediğini yapmış ve Florida’nın uçsuz bucaksız bataklıklarına doğru gitmiş.
Bu durumu merak eden tezgâhtar “Şunu takip edeyim bakayım ne yapıyor?” diyerek peşinden gitmiş.
Sarışını bulduğunda görmüş ki;
Kıyıda 10, 12 timsah ölüsü sırtüstü çevrilmiş yan yana yatar vaziyette.
Sarışın ise yeni vurduğu timsahı sürükleyerek kıyıya çekmiş ve bin bir güçlükle sırtüstü çevirdiği timsaha bakarak öfkeyle bağırmış:
-“Hay Allah kahretsin. Bunun da ayakkabısı yok!”