VASİYET Adamın biri Müslüman mezarlığına ölü bir köpek gömer.

Görenler onu, zamanın Kadısına şikâyet ederler.

Kadı adamı çağırır ve işin aslını sorar.

Adam:

-“Doğrudur, öyle yaptım, çünkü köpeğin bana vasiyeti böyleydi, onun vasiyetini yerine getirdim.” der.

Kadı:

-“Sen bizim aklımızla alay mı ediyorsun efendi?” diye çıkışır.

Adam:

-“Hayır efendim, aynı zamanda Kadı’ya da 10.000 dirhem vermemi vasiyet etti.” der.

Bunu duyan Kadı hemen:

-“Rahmetli köpeğin ölümü bizi ziyadesiyle üzdü.” der.

İnsanlar, kadının değişen bu tavrına hayret ederler.

Kadı onlara der ki:

-“Bu durum sizi hayrete düşürmesin, bu köpeğin geçmişini araştırdım, Ashab-ı Kehf köpeği Kıtmir’in soyundan geldiğini keşfettim.”

 

ADALET!

“Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür, adaleti öldürdüğün gün devlet ölür…”

Fatih Sultan Mehmet

 

BİBERON

Torunu babaannesine soruyordu;

-“Büyükanne... İlk çocuğunu doğurduğunda hiç Büyükbabamı gece yarısı bebeğini beslemesi için uyandırdın mı?”

Babaanne halinden memnun;

-“Yok bir tanem, o işi hep ben yaptım…”

Torunu üzülerek;

-“Sanırım o zamanlar kadın-erkek eşitliği fikri yaygın değildi...”

Babaanne gülümseyerek cevap vermiş;

-“Hayır yavrum ondan değil... Biberon henüz icat edilmemişti!”

 

FAZLA VERME!

Vietnam savasının en kritik günleriydi.

Genç Amerikalı asker memleketteki eşine mektup yazarken itirafta bulunacağı tuttu:

-“Sevgilim, buradaki kadınlar yalnız para için yatıyorlar. Böylesine para canlısı insanlara daha önce hiç rastlamadım.”

Kısa süre sonra karısından bir mektup geldi:

-“Sevgilim… Sakın onlara 50 dolardan fazla para verme, ben burada ancak o kadar alabiliyorum. Hem de bütün gün canım çıkıyor…”

 

YAŞIYORUM

Yasemin bir işe müracaat etmiş, medeni halini sormuşlar.

-“Beş yıldır dulum, iki çocuğum var, biri on diğeri iki yaşında...”

-“Küçük çocuğunuz iki yaşında ve kocanız öleli beş yıl oldu öyle mi?”

-“Evet, ama ben yaşıyorum!...”

 

ENİŞTE!

Kilisede ayin sırasında birden Şeytan belirmiş.

Herkes korkudan kaçışmaya çalışırken yaşlıca bir adam hiç istifini bozmadan duasına devam ediyormuş.

Şeytan önce kendisini fark etmediğini zannedip, biraz daha yaklaşmış ama adam oralı bile olmamış.

Kızgınlıkla dürterek;

-“Hey! Beni fark etmedin mi?” diye kükremiş.

Adam Şeytan'ı baştan aşağı süzdükten sonra;

-“Farkettim!” demiş.

-“Peki, sen benim kim olduğumu biliyor musun?”

-“Evet, biliyorum...”

-“Peki korkmuyor musun?”

-“Niye korkayım ki… Ben senin eniştenim…”

Şeytan şaşkınlıkla karışık dişlerini sıkarak sormuş;

-“Benimle dalga geçme, şimdi seni parçalara ayırırım. Nereden eniştem oluyormuşsun?”

-“Yahu ben senin kız kardeşinle 45 yıldır evliyim de ondan.”

 

UTANDIM!

Öğretmen öğrencilere sırasıyla babalarının ne iş yaptığını soruyormuş;

“Avukat”, “Doktor”, “Hâkim”, “Memur” gibi cevaplar alıyormuş.

Derken sıra sessiz ve sıkılgan bir çocuk olan küçük David'e gelmiş.

Öğretmen ona da “Babasının ne iş yaptığını” sormuş.

David anlatmaya başlamış:

-“Babam bir gay barda striptizci olarak çalışıyor. Herkesin önünde çırılçıplak soyunuyor. Eğer çok iyi bahşiş veren birileri olursa onlarla birlikte evlerine gidiyor.”

Öğretmenin rengi atmış.

Diğer çocuklara oyalanmaları için bir ödev verip David'i bir kenara çekmiş ve sormuş:

-“David, baban gerçekten bu işi mi yapıyor?”

David üzgün bir şekilde cevaplamış;

-“Hayır öğretmenim… Babam aslında Başkan için çalışıyor, ama bütün sınıfın önünde söylemeye utandım.”

 

USUL MESELESİ

Eski zamanlarda bir paşa, bir Rum kızına âşık olmuş.

Paşa yağızdır, gençtir, heybetlidir, bölge halkı kendisinden çok çekinirmiş.

Yanındaki yardımcılarına;

-“Bu kızı, gidin alın gelin” demiş.

Yaşlı yardımcısı:

-“Paşam öncelikle kızı usulüne uygun olarak babasından isteyelim” demiş.

Paşa bu durumdan pek hoşlanmasa da kabul etmiş.

Heyet, kızın evine gitmiş.

Paşa kapıda beklerken yardımcısı içeri girmiş ve durumu kızın babasına güzel cümlelerle anlatmış:

-“Efendim, bizim paşamız kızınızı beğenmiş, Allah’ın Emri Peygamberin kavli...” derken, pohpohlanmaktan dolayı gururu okşanmış kızın babası naz yapmak istemiş aklınca;

-“Neee…! Senin paşan da kim oluyor da benim kızımı istiyor? Öyle Paşa filan dinlemem ben… Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Git söyle o Paşana, benim ona verecek kızım yok!” diye kükremiş.

Paşanın yardımcı kıpkırmızı bir suratla aşağıya inmiş ve kendisini bekleyen Paşa’ya durumu anlatır.

Paşa hiddetlenmiş ve kılıcını çekip kapıya bir tekme attıktan sonra içeri dalmış:

-“Kim vermiyor bana lan bana kızını?”

Kız babası sesi kısık, ürkek bir şekilde yanıt vermiş:

-“Estağfurullah Paşa hazretleri, ne demek vermemek... Sizin gibi usulüyle istemediler ki...”

 

MORS ALFABESİ

-“Konuşan papağanınız var mı?”

‘Yok’ demiş tezgahtar çocuk,

 -“Ama elimizde bir ağaçkakanımız var, mors alfabesini biliyor..!”

 

 

HAYDİ BAKALIM!

Afacan çocuğun doğum günüdür ve annesinden bir kırmızı bisiklet ister.

Annesi de ona bisikleti hak etmediğini ve Hazreti İsa’ya “Günahlarını itiraf ettiği” bir mektup yazmasını söyler.

Çocuk odasına gider ve başlar yazmaya...

“Mukaddes İsa Hazretleri, hep yalan söylediğim için affedin. Söz veriyorum bir daha olmayacak. Bugün benim doğum günüm ve sizden bir kırmızı bisiklet istiyorum.”

Çocuk birden yazmayı bırakır ve sonra mektubu yırtar atar.

Çünkü günahları o kadarcık değildir, ikinci mektubu yazmaya karar verir.

“Mukaddes İsa, hep yalan söylediğim ve annemi dinlemediğim için beni affedin. Bu bir daha olmayacak. Söz veriyorum. Bu gün benim doğum günüm. Sizden bir kırmızı bisiklet istiyorum.”

Ancak bu mektubu da yırtar, çünkü bunlarda işlediği bütün günahlar değildir.

Ve başlar üçüncü mektuba…

Yine olmaz ve afacan çocuk başka bir yol denemek için annesinden izin alır ve kiliseye gider.

Bunu gören annesi çok sevinir ve yaramaz oğlunun akıllandığını sanır.

Küçük çocuk, kilisede minyatür Meryem Ana heykelinin yanına gider ve sağa sola baktıktan sonra onu çantasına koyar ve eve götürür.

Evde yine odasına çıkar ve İsa’ya son mektubunu yazar,

-“Hadi bakalım bana kırmızı bisikleti almada görelim... Annen artık elimde rehin!”

 

10 DOLAR

Yaşlı bir çift, her yıl kasabaya gelen festivale giderlermiş.

Her sene yaşlı adam, gezi başına 10 dolara bir uçak gezintisine katılmak ister, her sene de karısı itiraz eder ve şöyle dermiş:

-“10 dolar 10 dolardır.”

Üç yıl beş yıl “10 dolar 10 dolardır” derken, en sonunda yaşlı adam demiş ki;

-“Bak, artık 71 yaşındayım, bu uçağa bu sene binmezsem bir daha hiç şansım olmayabilir.”

Fakat karısı tınmamış ve şöyle demiş;

-“10 dolar 10 dolardır...".

Bu sırada uçağın pilotu bunları duymuş ve ikisine bir pazarlık önermiş.

İkisi de uçağa binecekler, eğer uçuşun başından sonuna ses çıkarmadan dururlarsa bedava. Ama eğer çıt çıkarırlarsa, 10 dolar ödeyecekler...

Yaşlı çift kabul etmiş.

Ve uçağa binmişler.

Pilot da “muziplik olsun” diye başlamış acayip manevralar yapmaya…

Taklalar atmış, uçağı kendi ekseninde döndürmüş, ani duruşlar, dönüşler, dalışlar yapmış.

Ama arkadan ses yok!

En sonunda pes etmiş ve uçağı indirmiş.

Yaşlı adama dönmüş;

-“Bildiğim her numarayı denedim. İyi dayandınız. İkiniz de çıt çıkarmadınız, bravo yani...”

Yaşlı adam cevap vermiş:

-“Karım uçaktan düşünce aklımdan söylemek geldi ama ‘10 dolar 10 dolardır’ diyerek vazgeçtim...”

 

 

VAAZ

Of’lu hoca Cuma namazında içki içenleri fena azarlıyordu:

-“Paranızı sokağa atıyorsunuz! Kazanan kim? Meyhaneci... En büyük dükkân kimin? Meyhanecinin... En güzel ev kimin? Meyhanecinin... Ya en güzel araba? Meyhanecinin. Bu paraları veren kim? Aha sizin gibi kafasızlar...”

Aradan 2 hafta geçer.

Bir adam koşarak hocanın yanına gelir ve ellerine sarılıp öperek:

-“Allah razı olsun hocam, senin verdiğin içki vaazı sayesinde hayatım kurtuldu...”

Hoca memnun:

-“Aferin… İçkiyi bırakmanın mükâfatını ahrette muhakkak göreceksin oğlum.”

Adam düzeltir:

-“İçkiyi bırakmadım hocam, meyhane açtım.”

 

NE HASTASI?

Karadeniz’de bir marangoz atölyesinde iş kazası olmuş ve bir çalışanın parmağı kopmuş.

İlk yardım derslerinde öğretilenin aynısını yaparak, kopan parmağı bir buz torbası içinde hastaneye yetiştirip cerraha parmağı vermişler.

Parmağı alıp inceleyen cerrah;

-“Parmağın dokuları hala canlı bu çok güzel… Peki, hastamız nerde?”

-“Ne hastası? Onu da mı getirmemiz gerekiyordu?”