.

Çanakkale’de il çapında bine yakın dernek varmış.
Ne güzel.
.
Sivil Toplum Hareketi olarak bir araya gelme, birlikte hareket etme konusunda toplumu oluşturmak güzel.
Demokratik hak arama konusunda da oldukça elverişli.
.
Zaten medeniyetin bir parçası değil mi bu “Dernekler…”
.
Ben de “Dört, Beş ve Altıncı Katlarda Oturanlar Derneği” kurmak istiyorum.
.
Aslında, “Yedi, Sekiz, …” diye devam edebilirdim ancak, isim çok uzun olacak.
Belediyenin en son Sosyal Konutlarda az daha 13 kata onay verecek olmasıyla ve Emlak Bank Konutlarının da 13 kat olası sebebi ile isim 13 kata kadar çıkacaktı.
.
İleride gökdelenlerin kurulduğunu düşünürsek, dernek isminin sonu gelmeyecekti.
.
Sonradan aklıma şu da geldi:
“Dört Kattan Yukarısında Oturanlar Derneği…”
.
Sonra pek vurucu olmadığını, dört kattan yukarıda oturanların isimlerinin geçmediğinden derneğe pek sahip çıkmayacaklarını düşündüm.
.
“Sanki derneği dördüncü katta oturanlar yönetecekmiş” gibi bir havası varsı bu ismin.
.
Başak teklif şuydu:
“4üncü Kat ve Müdavimleri Derneği…”
.
Bu da anlamsız olacaktı.
.
Arkadaşım sordu:
“Yahu, sen neden böylesine bir dernek kurmak istiyorsun?”
“Hak aramak için elbette…”
“Ne hakkı?”
“Ne hakkı olacak, bizler üvey evlat gibiyiz de ondan.”
“Şaşırdın mı sen? Ne üveyi?”
“Sen kaçıncı katta oturuyorsun?”
“2…”
“Gördün mü bak! 4 ve fazlasında oturmadığın için halden anlamazsın.
“Ne gibi?”
“Ne gibi olacak, misal gece saat 12’den önce senin kata su çıkmaz.”
“Yok canım.”
“Eh! Yalan mı söyleyeceğim.”
“Eğer çatıda oturuyorsan tüm güneş kafana geçer…”
“Neden, çatı yok mu?”
“Var elbet, ama ruhsat veren belediye çatı izolasyonlarını denetlerken pek önem vermediğinden, senin kat yazın 35 dereceleri bulur.”
“Başka?”
“Apartmanlarda 4 kata kadar asansör zorunluluğu olmadığından, müteahhit de tasarruf edip asansör koymadığından sen hep 4 katı yürüyerek çıkarsın.”
“Vay be ne dertlermiş bunlar?”
“Dedim ya: ‘2, dördün derdini anlamaz’ diye…”
.
Bizim apartmanda 4. Kata su çıkmamasını komşular şöyle değerlendiriyorlar:
“Ana boruya bağlı borulardan alınan hortumlarla çay kenarındaki çimler sulama yapılıyor. Bu sulamalar esnasında bize gelen tazyik düşüyor ve şofbenimiz yanmıyor.
Bu suretle “İp gibi akan suyumuz dolayısı ile” bizlerin de belediyeden şu ricası var.
.
Suyun gelmesi önemli değil, suyun debisi önemli.
Öyleyse 4. Kat ve yukarısındakiler olarak, hem su miktarına göre hem de su debisine göre para ödeyelim.
Ne dersiniz?
.
Razı gelmediniz değil mi?
.
İyi ama biz ne yapalım?
Lütfen bir çözüm bulun…
Yoksa “Şofbeni Yanmayanlar Derneği” kurarım bak!
 
***
MEĞER TABLET BOZULMUŞ
Salı günü çarşıya iniyorum.
Pazarın en başından girip, sona kadar gitmek istemedim, virüsten dolayı.
.
Dedim ki içimden:
“Şöyle yürüyeyim, Halk Köprüsünden geçip gideyim, o taraflar daha sakindir.”
.
Gölgelerden yürüyerek geldim köprüye.
Yine içimden dedim ki:
“Şimdi zabıtalar HES kontrolü yaparlar, telefonumda kayıtlı olan kodumu hazırlayayım.”
.
Bu arada sırası gelmişken, yazımı böleyim:
“Çanakkale Belediyesi bizlere e-mail atarak ‘Başvurumuz halinde üzerinde HES kodumuz yazılı anahtarlık vereceğini” söyledi.
Gayet pratik bir düşünceydi.
Hemen online olarak başvurduk.
.
Neredeyse bir ayı geçti, ne ses var, ne seda…
Buradan onu da hatırlatmış olayım.
.
Neyse efendim başa dönersek,
Ben köprüde HES kodumu hazırlayıp Pazar kapısına geldim.
.
Aaa!
Ne zabıta var, ne de başka biri.
.
Yine içimden dedim ki:
“Herhalde Çanakkale’de vakalar düştü. Artık kontrolü bıraktılar.”
.
Sevindim tabi.
Türkiye’nin birçok vilayeti virüse bulaşmış ve vaka sayıları artarken bizim HES kodu kontrollerini bırakmamız hoşuma gitti.
.
Yürüdüm Köprübaşı kapısına doğru.
.
Aaa!
Bir de ne göreyim?
İki tane zabıta gelenlerin HES kodlarına bakıyor…
.
Bu sefer içimden değil, bir güzel dışımdan zabıtaya yanaşarak sordum:
“Şu yan girişte HES kontrolü yapılmıyor, neden?” diye.
.
Cevabı mantıklıydı:
“Onların tabletleri bozulmuştur…”
.
Daha da bir şey yazmayacağım…
 
***
BİGALI MEHMET ÇAVUŞ
Çanakkale’de çekilecek dizi veya sinema filmlerinde oynayacak yan roller için, tasarruflu olması sebebi ile genellikle şehirden oyuncu arıyorlar.
.
Mantık olarak da şehirdeki tiyatrolara müracaat ediyorlar.
.
İşte ben de bu tip tekliflerden oldukça fazla alıyorum.
.
Hepsini kabul etmesem de, genellikle işleri görülmesi açısından kabul ediyorum.
.
Ancak tarihimizi anlatan filmlerde oynamayı itirazsız kabul ediyorum.
.
İşte bunlardan biriydi “Çanakkale Fedakârı Bigalı Mehmet Çavuş Belgeseli.”
.
Dediler: “Mehmet Çavuş’un yaşlılık halini oynar mısın?”
Tereddütsüz kabul ettim.
.
Başrolde ise “Elveda Rumeli”, “Diriliş Ertuğrul”, “Sağır Oda” ve “Azize” nin yanı sıra çok sayıda dizi ve filmde rol alan “Orhan Kılıç” vardı.
.
Kış aylarında başlayan çekimlerin bitmesi ve montajı sonrasında, gösterime hazır hale geldi.
.
10 Ağustos Anafartalar Zaferi’nin 106. yıl dönümü olması dolayısı ile belgesel, “Seddülbahir Kalesi”nde yapılan bir törenle “İlk gösterim” i yapıldı...
.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı, Vali, kaymakamlar, belediye başkanları vardı.
.
Filmde, Mehmet Çavuşla olan anılarını anlatan kişiler vardı.
.
Türk tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’da filmde anlatıcı olarak görev aldığından dolayı törene katıldı.
.
Filmin yönetmeni de vardı.
.
Güzel organize edilmişti.
.
Ancak bir kişi yoktu.
Çağrılmadığından mı?
Yoksa gelmediğinden mi?
Pek anlayamadım,
Başrol oyuncusu “Orhan Kılıç” yoktu.
.
Gözlerim onu aradı ama yoktu.
.
Belgeselin Galasında başrol oynayan oyuncu yoktu?
.
Ben mi neden oradaydım?
Ben, basın olarak katıldım,
Yoksa “Oyuncu” olarak çağırmadılar.
.
Sebebini film sorumlularına WhatsApp’tan sorduğumda şöyle bir cevap aldım:
“Belgeselimizin ilk gösterimi kısıtlı sayıda katılımla protokole gösterilecek bu akşam. Asıl gala Biga Belediyesi’nin düzenleyeceği etkinlik olacak. Orada inşallah hep beraber olacağız.”