“Küçük şeyler” isminde bir film seyrettim geçen akşam.

Başrollerinde Denzel Washington oynuyordu.

Güzel film.

Zaten bu adamın filmleri kötü olmuyor, rahatlıkla seyredebilirsiniz.

.

Bazen de şehri yönetenlerin kaçırdığı yapılması gereken “Küçük Şeyler” var.

Mini minnacık, küçücük.

.

“İşletme körlüğü” de denilebilir aslında.

.

İşletme körlüğü;

Bir şirkette kullanılan yöntem ve uygulamalardaki hataların ve gelecekteki olası fırsatların ve risklerin çalışanlar tarafından algılanamaması sorunudur. Çünkü çalışanlar, zamanla şirketteki uygulamalara ve iş yapış şekillerine alıştıkları için sorunları, riskleri ve fırsatları görmeleri zorlaşır.

.

Bunu belediye çalışanlarına uygulayabilirsiniz.

Resmi dairelerdeki memurlara uygulayabilirsiniz.

.

Peki çözüm ne?

“Değişim…”

.

Bu değişim;

“Sistemde” olabilir,

“Yöneticilerde” olabilir,

“Çalışanların yer değişiminde” olabilir,

“Çalışanlarda” olabilir.

.

Siz hangisini seçerseniz artık…

.

Benim gezerken gördüğüm veya bana ulaştırılan “Fındık kabuğunu doldurmayan” ancak insanları rahatsız eden “Küçük Şeyler…”

.

Misal;

Araştırma Hastanesi otopark sorunu.

Ne zaman işim düşse bir sinir, bir stres kaplıyor etrafımı.

Basit olabilecek bu probleme neden çözüm bulunmaz.

BU problem hastane yönetimini aşmış, büyümüş de büyümüş.

Birileri el atmalı, hasta ziyaretine gidiyoruz, otopark yüzünden hasta olup çıkamıyoruz…

.

Misal;

Çay kenarında bir park yapıldı.

Yemyeşil, çocuk parkı var, basketbol potası var.

Belediyeciler hiç dikkat ettiniz mi acaba, burada çocuklar basket oynamıyor, neden?

Benden basket sahası isteyen torunuma burayı gösterdiğimde bana “Toplar çaya kaçıyor, orada oynayamıyoruz” dedi.

Hani insanın başına gelmeyince problemi anlamazsın ya...

Aynen öyle.

Yapılacak iş,

Çay kenarına parmaklık veya çit koymak.

Aynı zamanda çocuk parkından ebeveyninin gözünden kaçıp çay kenarına koşarak giden bir çocuk için de hayati tehlike var.

Basit bir görünüyor ama hayat kurtarır.

.

Misal;

23 Nisan Köprüsü yapıldığından bu yana insan sayısından daha fazla köprüyü kullanan motosikletlerin geçişi engellenemedi.

Birçok insan mağdur oldu, dışa yansımayan kazalar oldu.

Ama yetkililer fazla iş yapmadı.

Buraya bir kapan konulsa,

Girişi biraz zorlaştırılsa,

Kamera konsa ve

Motosikletler köprüden geçmese,

Hayat ne güzel olurdu…

.

Ayrıca bu köprüden günde binlerce insan geçtiği halde karşı kaldırıma doğru tek bir yaya geçidi yok.

İnsanlar yolun ortasından geçip duruyor.

Bir kaza anında ne olacak?

Yaya geçidi olmayan bu yolda arabalar da yavaşlamıyor.

İşte size küçük bir şey.

Ama hayat memat söz konusu.

.

Misal;

Pazar yeri “2 Nolu Kapı Girişi” bu yağmurlarda yine göl olmuştu.

Kanalizasyon yüzünden değil, yapım hatası yüzünden.

Arabaların geçişi ile iyice çukurlaşan giriş, yağmur suları ile dolunca vatandaş suya basarak geçmek zorunda kalıyor.

Geçerken ıslanan her vatandaşın ağzından iyi kelime çıkmıyor.

Küçük şey ama mide bulandırıyor.

.

Misal;

Pazar yeri kameralarla donatılmış vaziyette.

Kimin ne yaptığı görülüyor.

Perşembe akşamı kapalı bir panelvan araba, arkasına doldurduğu bidonlarla Koç Kantarı tarafındaki çeşmeye yanaşmış, hortumu takmış ve dolum yapıyor.

Onlarca bidonu babasının malı gibi bedavaya dolduruyor.

Hani bunun parası bizden çıkıyor ya, ondan.

Küçücük şey, ama mide kaldırmıyor.

.

Misal;

Akşamüzeri.

Yoğun yağış var.

Okulların çıkış saati

Veya resmi dairelerin mesai bitimi.

Trafik kilit.

Barbaros Mahallesinden geçip Köprübaşı’ndaki trafik ışıklardan geçmek sizce kaç dakikadır?

Buralarda akıllı senkronizasyon sistemi kondu biliyorum.

Öyleyse, iş yapmıyor.

Kesinlikle o saatlerde trafik polisi konmalı.

Yoksa yaşanan stres arş-u alaya varıyor.

Küçük şey değil problem büyük…

.

Misal;

Reşat Tabak Caddesi’nden Troya Caddesi’ne çıkış var, ancak karşıya geçiş yok.

Oraya bir döner kavşak şart.

Hele ki yapılacak olan yeni Troya Köprüsü kanalıyla buradan karşıya geçecek araçlar trafiği rahatlatacaklardır.

Ayrıca bu caddeden geçip döner kavşaktan geçerek sanayiye ve şehir dışına doğru yol almak kolaylaşacaktır.

Küçük şey gibi ama düşünülecek şey…

 

VER YETKİYİ!

Adam açmış ağzını, yummuş gözünü anlatıyor.

.

“2016’da rejim değişti…”

Referanduma gidilirken;

“Ver yetkiyi, gör etkiyi” denildi.

.

Bu değişiklik paketi ile yürürlükteki parlamenter sistemin kaldırılarak yerine “Başkanlık Sistemi” getirildi.

.

BU sistem başbakanlık makamının ortadan kaldırılmasını,

Meclisteki vekil sayısının 550'den 600'e çıkarılmasını ve

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) yapısında değişiklikler yapılmasını içermekteydi.

.

Peki gelelim karşılaştırmalara demiş adam ve anlatmış;

“Rejim değişmeden önce;

Enflasyon %8 buçukmuş…

Bugün %70…”

.

“2016’da dolar 3,4 liraymış…

Bugün 30 lira…”

.

“2016’da asgari ücret 1300 liraymış ve

Asgari ücretle 173 koli yumurta alınıyormuş…

Bugün 100 koli yumurta alınıyor.

% 70 fakirleşmişiz…

Asgari ücretle 40-45 kilo et alınıyormuş,

Bugün 28-30 kilo et alınıyor…”

.

“2016’da dış borç, 406 milyar dolarmış,

Bugün 477 milyar dolara çıkmış…”

.

“Türkiye dünyanın 16. Büyük ekonomisiymiş,

Bugün 19.’ya gerilemiş…”

.

“Bütün bunlar rejim değişikliği sonrasında olmuş…”

.

“2016’da Dünyadaki hukuk devleti sıralamasında 117 ülke arasında 99. iken, bugün 147 ülke arasında 117’ye gerilemiş…”

.

“7 yılda bu ülke her alanda en az 20 kat geriye gitmiş…”

.

Dedim ya adam anlatıyor.

Ağzı torba değil ki büzesin…

.

Ama hak vermemek elde değil elbet.

Tablo ortada.

.

Şimdi biz soralım;

“Ver yetkiyi, gör etkiyi” diyenler nerede?

20 kat geriye giden bir ülke için ne düşünüyorlar.

Hala yetki kısmında ısrarcılar mı?

Hele bir açıklama yapsınlar.

Bu yerel seçimlerde yine yetki isteyecekler mi acaba bizden?

Yetkiyi verirsek, nasıl bir etki göreceğiz?

.

“Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatı ise, durum ortada…”

.

Bu haber de gazetelerden;

“Hazine ve Maliye Bakanlığı, aralık ayı bütçe verilerini açıkladı. Buna göre merkezi bütçe, aralık ayında 842,5 milyar lira ile rekor açık verdi.”

 

İTİBAR ETMEYİN

Belediye Başkan adayları bol keseden atıyor;

“Raylı sistem getireceğim,

Kente ray döşeyeceğim” filan gibi.

.

Geçtiğimiz günlerde Belediye Ulaşım Müdürlüğü bir açıklama yapmıştı bu konuyla ilgili, şöyleydi:

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın hazırlamış olduğu 2019-2023 yılları On Birinci Kalkınma Planında (2019-2023) raylı sistemler konusunda kentlere rehberlik eden bazı ifadeler yer alıyor. Bu ifadeler şöyledir; “Raylı sistemlerin, işletmeye açılması beklenen yıl için doruk saat-tek yön yolculuk talebinin

Tramvay sistemleri için asgari 7.000 yolcu/saat,

Hafif raylı sistemler için asgari 10.000 yolcu/saat,

Metro sistemleri için ise asgari 15.000 yolcu/saat düzeyinde gerçekleşeceği öngörülen koridorlarda planlanması şartı aranacaktır.”

.

“Kent içi toplu taşımada trafik yoğunluğu ve yolculuk talebindeki gelişmeler dikkate alınarak öncelikle otobüs, metrobüs ve benzeri sistemler tercih edilecek, bunların yetersiz kaldığı güzergâhlarda raylı sistem alternatifleri değerlendirilecektir.”

.

Kısaca;

Sen yapmak istesen de izin çıkmayacak.

Çünkü şartlar uymuyor…

.

Bundan böyle “Raylı sistem, tramvay veya metro yapacağım” diyenlere itibar etmeyin…