Kar yağdı böyle olmadı.

Evet evet benim yaşımdan daha genç olanlar eski günleri bilmediğinden, kar yağdığında Çanakkale’de neler olduğunu da pek bilmezler.

.

Gençken eski hikâyeleri dinlemeyi pek severdim.

.

Hele ki büyüklerimizin “Eskiden” diye başladıkları anlatımlarını veya “Bizim zamanımızda” şeklindeki söz başlangıçlarını can kulağı ile dinler, içlerinden bir çıkarım yapardım.

.

Bugün bir hikâye, bir senaryo yazmaya kalktığımda bunların etkisi çok büyük olur bende.

.

Yaş ilerledikçe ben de büyüklerimiz gibi konuşmaya başladım.

.

“Eskiden Çanakkale’ye kar yağdığında kaos olurdu. Misal herkes ekmek kuyruğuna girer, ihtiyacının 2-3 katı fazlası ekmek alırdı. Laz’ın fırının, Belediye fırınının önü kuyruk olurdu gündüzün ortasında…”

.

Zaten kar yağmasa bile saat 17.00’densonra Çanakkale’de ekmek bulunmazdı.

Acil ihtiyacı olanlar lokantalara gidip alırlardı.

.

Kar yağdığında elektrikler kesilir diye (ki zaten azıcık rüzgâr esse, azıcık yağmur yağsa elektrikler ‘Şakk!’ diye kesilirdi) millet gaz almak için kuyruğa girer, bakkallarda, un, şeker, makarna ve mum kalmazdı.

.

Çanakkale halkı kar yağmasına pek alışkın olmadığından çok telaşlanırdı.

Panik yaşardı.

.

Salı günü yağan kar dolayısı ile baktım da milletin umurunda değil.

Nitekim, ne elektrik kesilecek kaygısı var, ne de ekmek bulamama korkusu.

.

Diyeceğim o dur ki;

Eskiden olanlar şimdi yok…

Sebep mi?

Son zamanlarda ne virüsler, ne fırtınalar, ne depremler, ne felaketler atlatmış millet olarak kar yağması bizi pek korkutmuyor da ondan…

.

Bu arada size uzun zamandır yazmadığım bir kar fıkrası yazmak istedim.

.

Gülmek de lazım arasıra.

.

Temel devlet memuru olduğu için görevi gereği karısı Fadime ile Erzurum’da yaşıyorlarmış.

Kar yağışının sürdüğü bir akşamüzeri belediye hoparlöründen bir anons yapılmış;

Sayın sokak sakinleri, arabalarınızı lütfen sokağın sol tarafına park ediniz! Sokağın diğer tarafındaki karlar temizlenecektir!”

Anonsu duyan Temel, evden çıkmış ve arabasını sokağın sol tarafına park etmiş.

Ertesi akşam, yine belediye hoparlöründen bir anons daha yapılmış;

Sayın sokak sakinleri, arabalarınızı lütfen sokağın sağ tarafına park ediniz! Sokağın boş bırakılan tarafındaki karlar temizlenecektir!...”

Temel yine dışarı çıkmış ve arabasını sokağın sağ tarafına park etmiş.

Kar yağmaya devam ediyormuş.

Bunun sonucu olarak sokakların her gün temizlenmesi gerekiyormuş.

Üçüncü günün akşamı yine bir anons;

Sayın sokak sakinleri, arabalarınızı lütfen sokağın sol tarafına park ediniz! Sokağın diğer tarafındaki karlar temizlenecektir!”

Ancak, anons yapılırken bir kopukluk olduğu için ne Temel, ne de Fadime arabaların sokağın hangi tarafına park edileceğini anlayamamışlar.

Uzun bir süre sokağın hangi tarafına park edecekleri konusunda tartışmışlar ve bir türlü karara varamamışlar.

En sonunda Fadime demiş ki;

-“Ula Temel, boşver anonsu. Mademki hangi tarafa park edileceğini anlamadık, araba bugün de garajda kalsın da!”

 

 

HİKÂYELER

Sizlere sosyal medyadan bulduğum ve oldukça hoşuma giden bir yazıyı paylaşmak istedim her zamanki gibi.

.

Bir Amerikan uçağı, İstanbul-New York seferini yapıyordu...

Bir süre sonra ışıklar sönünce, yolcularda panik başladı...

Ardından anons duyuldu:

“İçinizde elektrikten anlayan var mı?”

.

Herkes birbirine bakarken, yaşlı bir yolcu parmağını kaldırdı ve davet üzerine makine dairesine girdi...

Ve bir süre sonra da ışıklar yandı!

Yaşlı yolcu, eli yüzü siyahlar içinde; alkışlarla karşılanarak, lavaboya gidip temizlendi ve sessizce yerine oturdu...

.

Uçak, Atlantik ortalarındayken, pilotun konuşması duyuldu:

“Sayın yolcular, motorlarımızdan biri bozuldu. Sakın panik yapmayın. Ben sizi diğer motorla, Amerika’ya ulaştırırım. Eğer içinizde motordan anlayan biri varsa, buraya rica edeceğim.”

.

Yolcular arasından yine sadece yaşlı olan adam elini kaldırıp göreve koştu.

Bir süre sonra motorun tamiri bitmiş, bizimki yüzü gözü karalar içinde lavaboda temizlenip, alkışlar arasında,mahcup mahcup yerine oturdu.

.

Amerika’ya kısa süre kala, hosteslerin koşuşturması dikkat çekti.

Bu kez bir hostesin heyecanlı sesi duyuldu:

“Sayın yolcularımız!

Bir yolcumuz aniden sancılandı. Bebeği olacak. İçinizde doğumdan anlayan kimse varsa, lütfen acil olarak buraya gelsin.”

.

Çeşitli milletlerden yolcular birbirine bakarken, yine bizim ihtiyar yerinden kalkarak hostesler bölümüne yürüdü...

.

Kısa süre sonra da, bir bebek ağlaması duyuldu ve hostesin kucağındaki erkek ufaklık, dünyaya ilk bakışlarını gönderiyordu.

Tabii olağanüstü yaşlı yolcu, sürekli alkışlarla yine sakince yerine oturdu...

.

Ancak, çeşitli ülkelerden oluşan tüm yolcular, meraklarını yenememişlerdi...

Bu adam kimdi?

Sonunda dayanamayıp, özür dileyerek; uyruğunu ve mesleğini sordular.

Yaşlı yolcu, bu soruyu sakince yanıtlar:

Türk’üm ve “Köy Enstitüsü mezunu emekli bir öğretmenim…”

.

İşte bizi biz yapacak, dünyada en üst sıralara taşıyacak olan eğitim sistemi buydu.

Ama biz ne yaptık?

Bu okulları kapattık…

.

Ve hala açamıyoruz?

Yazık!

.

Bu milletin eğitim ile başaracağı yükselmesini, birbirine düşürmekle dibe vurduracaklara anlatmak lazım bazı şeyleri…

.

Sürekli olarak bizleri bölmeye yönelik çabalar ne derece başarılı olacak?

.

Bu sosyal medya hikâyesi de işte onu anlatıyor zaten.

.

Genelde eski gemiciler bilir.

Eskiden fareleri yok etmek için İngiliz gemilerinde uygulanan bir metottur.

Bir tane fareyi canlı olarak yakalayıp boş bir tenekeye koyarlar ve günlerce aç bırakırlar. Sonra bir gün, yakaladıkları küçük bir fareyi bu farenin yanına koyarlar.

Günlerce aç kalmış olan fare yeni koyulan fareyi yer.

Sonra bir daha bir daha derken yamyam bir fare elde ederler.

Bu fare artık iyice de semirmiş ve kuvvetlenmiş olur.

Sonra bu fareyi geminin içine salarlar.

Böylece ortada, tebdil kıyafet gezen güçlü kuvvetli bir yamyam fare vardır.

Bu fare rahatlıkla diğer farelerin yanına sokulur ve yakaladığını yer.

Böylece gemi farelerden temizlenir.

.

Bir nesli yok etmek için uyguladıkları bu metodu, şimdi içimize eğitilmiş, semirmiş, beyni yıkanmış, yamyam fareler sokularak, bizi de yok etmek için kullanıyorlar.

.

Bilmem anlatılabildi mi?

 

YAPAY ZEKA GÜVENİLİR Mİ?

Yapay zekâ çıktı çıkalı insanoğlu ne yapacağını şaşırdı.

Yaşamın her dalında kullanılabilir olması bir yandan iyi ise, diğer yandan kötü ve sakıncalı hale geldi.

.

Sanat dalı dahil, finans, işletme, muhasebe gibi alanlarda kullanılması bir bakıma işsizliği de berberinde getirecek.

.

Trafik ışıkları kontrolünde bile kullanılması planlanan yapay zeka bu gidişle bizi esir alacak.

.

Hele robotlara uygulandığında, kendini geliştirme yeteneği ve yorum yapama kabiliyeti ile canımıza bile okuyabilecek.

.

Önümüzdeki aylarda yapılacak seçimlerde bile kullanılması planlanan yapay zekaya insanoğlu olarak pek güven yok gibi.

.

Bu yılın dünyada, tarihteki en büyük "Seçim yılı" olduğu ifade edilirken ABD, Rusya, Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Tayvan, Endonezya, Meksika, Güney Afrika ve Türkiye'deki yerel seçimler dahil 50'den fazla ülkede 4 milyar insan, sandık başına gidecek.

İngiltere'de de genel seçimlerin yılın ikinci yarısında yapılması bekleniyor.

.

Uzmanlar, seçimlerde yapay zekâ kaynaklı yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonun demokratik süreçlerin manipüle edilmesi için kullanılabileceği, iş dünyası liderleri ve politika yapıcıların bu konuda endişeli olduğu uyarısında bulundu.

.

Bunlar uyarıda bulunduysa kesin bir hile var demektir.

.

Düşünsenize yapay zekâyı ele geçirenler dünya tarihini bile değiştirebilirler.

.

Bu arada "Değiştirmedikleri ne malum?"

Yaşadığımız seçimleri düşününce insanın aklına bin tane soru geliyor…