.

Bugün ‘Kadınlar Günü’. Kutlu olsun. Kadın cinayetlerinin işlenmediği bir memleket için milat olsun.
Günün önemine binaen Nejdet Kurt Ağabeyin kaleme aldığı yaşanmış bir hikayeyi derlemeye çalıştık.
Bir güzellik salonunun ışıklı panosunda, ‘her kadın bir cevherdir usta ellerde işlenir’ diye geçiyor. Evet, her kadın Ayşe Hanım Fatma Hanım olabilir. Başka dinlere mensup, Maria, Eleni, Despina da olabilir.
İslam fıtratına göre kadın öldüğü zamanda cenaze namazında müezzin Allah için duaya Peygamber için salavata hatun kişi niyetine, buyurun cenaze namazını kılmaya, uyun hazır olan imama der. Birçok kadınımız maalesef hatun kişi olduğunu dahi duymamıştır. Fakat büyüklerimiz kadınlarımıza çok büyük saygı göstermişlerdir.
Kadın ev sahibidir, danışılmadan herhangi bir şeye karar verilmez. İstanbul’un en büyük Selahattin Cami görevli hafızları tarafından ‘evvelce hüdayı tanımış olmasaydım/vallahi güzel sen benim Allah’ım olurdun/Tevhidimi, kitabımı, Kuranımı tanımış olmasaydım/billahi güzel sen benim hüsnü ilahım olurdun’ gibi gazeller taş plaklara okunmuş olup, kadının vefası hakkında çok güzel iltifatlarda bulunmuşlardır.
1966 yılı 21 Temmuz ayından itibaren İmroz Sağlık Merkezi ayniyat saymanı olarak hükümet tabipliği ve sağlık merkezine ait birçok hizmeti yürütmekteyim. Pek doktor bulunmadığından hükümet tabibi aynı zamanda Sağlık Merkezinin Baştabip Vekiliydi.
Mutat günlerden bir gün 31 Mayıs 1990 Perşembe günü ilçe jandarmadan 11.30 sularında Kaleköy’ün doğu kıyılarında Yelkenkaya mevkiinde bir ceset görüldüğü haberi verildi.
O zamanki görevlilerden Dr. Müge ARIKAN, Dr. Ayşe Özden KARAKAYA görevli olarak gittiler. Bir müddet sonra bahçeye giriş kapısına doğru dışarıya çıktım. Dört jandarma eri battaniyenin dört ucundan heybelemesine tutmuşlar, ağır koku nedeniyle başlarını yana çevirmiş halde tamamen erimiş bir insan cesedi getirdiler. Ortopedi mütehassısı olan Sağlı Grup Başkanımız Dr. Celal KARAKAŞ Bey; ‘Nejdet Bey ceset şimdilik gasil hanedeki morga konulacak ilgileniver. Semadirek adasında 3-4 hafta önce denize lastik botla açılan ve alabora olup dönmeyen kayıp iki kişi varmış, gelecekler’ dedi. 2 Haziran 1990 cumartesi günü beş kişi geldiler. Biri potoloji uzmanı Nikda KOVADİS, denizde kaybolanların madamları Anastasia ile Despina ve 2 yakınları geldiler. Dr. Müge Hanım’dan öğrendiğime göre, cesedin Anastasia’nın eşi Andonis’e ait olduğu kesinleşmiş.
Madam cesedi ille Semadirek Adasına götürmek istedi. O sıra sağlık merkezine ziyarete gelen Metropolit Efendi ve yardımcısı Anastas Efendi geldiler. Kendilerine cenazenin naklinin çok zor olacağını burada gömülmesini, Anastasya’yı ikna etmelerini söyledim ama kabul etmediğini söylediler.
4 Haziran Pazartesi günü Çanakkale’de galvanize tabut yaptırılıp geldi. Potoloji uzmanı Dr. Nikda gerekli işlemleri hazırlayıp cesedi torbasına koydu. Bizler yirmi metre beride bekledik. Anastasia zafer kazanmış mağrur bir kumandan edasıyla gasil haneye ilerlerken Madam Despina, Adanın Yerlisi Matmazel Argilo’ya Rumca bir şeyler söyledi. Argilo bana dönerek, eğer denizden başka ceset çıkarsa bana bildirmeni istiyor dedi. Bu sırada Madam Despina ile göz göze geldik. Bana öle bir mihnetle baktı ki adeta yerine getiremeyeceğim bir hususu benden talep ediyordu. Kalmasını istediğim için çok utandım.
Anastasia mücadeleyi kazanmıştı. Mermerden yapılmış çiçeklerle süslü başucuna dikili haç şeklindeki taşın orta yerindeki resimlikte yakışıklı bir damatlık resmi bulunan, çocuklarının kolundan tutup dua edeceği bir mezarı olacaktı.
Madam Despina ise her kapı çalındığında, her telefon sesinde acaba bir haber var mı diye umutlanacak, çoğu zaman deniz kıyısına gidip dalgalara bakıp hayallere dalacaktı…
Tabut kapandıktan sonra bir kınnap ile dört tarafından sarılarak düğümlendi. Mühür mumu eritilip bilhassa T.C.’si okunacak şekilde basıldı.
5 Haziran 1990 Salı günü kuzu limanından hareket eden gemiyle gittiler. Anastasia vefanın en güzel örneğini vermişti. Hayranlıkla izledim.