Oturdum klavyenin başına. “Ne yazacağım?” diye düşünmeye gerek yok.

Burası;

“İngiltere mi?

Yoksa Fransa mı?

Almanya mı?

İsviçre mi?” ki düşüneyim.

Orada haftada bir gün yazı yazsan, öp de başına koy.

Bizde saat başı bir konu geliyor önümüze.

.

Her adımında, her nefesinde bir olay, bir konu var memleketimde.

.

Şöyle iç açıcı haber arıyorum yazacak,

Size “Müjde verecek” bir kırıntı arıyorum…

.

Hala arıyorum…

.

I ıh! Yok! Bulamadım.

.

Ama bulduklarım şunlar.

Bu başlıkların her birine saatlerce yazabilirim.

.

Önce yazayım, sonra yorum yaparım.

.

Sağlık personeli başta olmak üzere doktora şiddet bizde,

1935 yılında verilen hakların kaybolduğu kadınlarımız şiddet görmekten, öldürülmekten ayakta duramıyor.

İkinci sınıf insan konumundan çıkamadılar, böyle giderse de çıkamayacaklar.

.

Size nelerden bahsedeyim mesela?

.

Geleneklerimizin yok olmasından mı?

Şıhların, şeyhlerin trend olmasından mı?

.

Ulus olma yolundaki savaşı kaybedişimizden mi?

Satılan Cumhuriyet değerlerimizden mi?

Silinen TC tabelalarından mı?

.

Terör örgütlerinden mi?

Bu yurtta ekmek yiyip atasına küfredenlerden mi?

Televizyona çıkaranlardan mı?

Çadırda mahkeme kuranlardan mı?

Meydanda mektup okutandanmı?

.

Yoksa;

Büyük, küçük arasındaki saygısızlıklardan mı?

Aile birliğinin bozulmasından mı?

.

TV’lerdeki saçma dizilerden, anlamsız programlardan mı?

.

Yoksa;

Elimizden kayıp giden çağdışı kalmış futbolumuzdan mı?

.

Sürekli artan ev ve iş yeri kiralarından mı?

Benzin fiyatlarından mı?

Et fiyatlarından mı?

.

Ülkemizde yaşanan enflasyondan mı?

Dövizin, altının artmasından mı?

Ekonomistlerden mi?

.

Yoksa;

Azalmış kültür ocağımızdan mı?

Boş kalan tiyatro ve sinema koltuklarından mı?

Taşımalı sistemden mi?

Eğitim sisteminden mi?

Satılmayan kitaplardan mı?

Okunmayan gazetelerden mi?

.

Hangisinden bahsedeyim?

.

Yoksa;

Belediyelerin borçlarından mı?

Makam araçlarından mı?

Jakuzilerden mi?

Istakozlardan mı?

.

Karadelik olarak yaratılan otoyol, köprü, hastanelerden mi?

Bahsedeyim.

.

Yerel halktan mı?

“Enerji” den mi?

.

Bahsedeyim?

.

Mesela;

Siyasetten mi?

Liyakatsizliklerden mi?

Mülakatlardan mı?

.

Yolsuzluklardan mı?

Yasaklardan mı?

Yoksulluklardan mı?

Yoksa adaletsizliklerden mi?

.

Demokrasiden mi?

90 yaşındakilerin hapsedilmesinden mi?

.

Bahsedeyim.

.

Yoksa dünyadaki gelişmelerden mi bahsedeyim?

.

Filistin katliamlarından mı?

Buna ses çıkarmayan ikiyüzlü Avrupa’dan mı?

Rusya Ukrayna savaşından mı?

.

Dünyadaki açlıktan mı?

Afrikalı garibanlardan mı?

Afganlılardan mı?

Kuzey Kore’den mi?

.

Küresel ısınmadan mı?

Çevre katliamlarından mı?

Siyanürden mi?

Kirlenmiş kaynaklarımızdan mı?

Hangisinden bahsedeyim ha!

.

Daha dur bitmedi.

Asıl önemlisi bir de şu var;

Bu kadar protesto konusu varken, “Kahvehane protestosu yapılması?”

Daha ne yazayım?

.

Yukarıdaki başlıkların noktalandığı ve sözün bittiği yer burası işte…

.

Aslında “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” denir de, ben demeyeceğim.

.

Bir fıkra ile anlatayım anlayana;

.

Nasreddin Hoca gece karanlığında, evinin önündeki ışığın altında yana yakıla aranıyormuş.

Görenler demiş ki;

“Hocam hayırdır ne arıyorsun?”

“Evlilik yüzüğümü kaybettim onu arıyorum” demiş.

Ahali hep beraber aramaya başlamış ama nafile, ortada yüzük filan yok.

Sormuşlar Hoca’ya;

“Hocam yüzüğü burada düşürdüğünden emin misin?”

“Yooo” demiş Hoca,

“Ahırda düşürdüm.”

“Neden burada arıyorsun o halde?”

“Burası aydınlık da ondan” demiş.

.

Bizim kahvehane protestosu buna benziyor.

Bizim “Enteller” suya sabuna dokunmadan, otoparka, kahvehaneye gitmeme kararı almışlar.

Aman ne korkunç!

Pahalılığın ödü patlamıştır artık.

Ortadan “Çat” diye çatlamıştır.

Bir daha pahalanmayacağına da tövbe bile etmiştir artık…

 

MİLLETİN EFENDİSİ

Geçtiğimiz pazar günü Akçapınar’a gittik.

Dernek Başkanı Orhan Gürel kardeşimiz çağırdı, “Gelin Bahar Şenliğimiz var” dedi.

Sünnete icabet ettik tabi.

.

Şirin köyün içindeki alanda her türlü etkinlik düşünülmüş.

Geleneksel hale getirilip her sene yapılacakmış artık.

Emeği geçenlere teşekkür.

.

Alana girişteki sergide eşimle beni tüm sevecenliği ile bir kadın karşıladı.

Köylü kadını; “Hoş geldiniz köyümüze” dedi.

Sohbet ettik ayaküstü.

“Siz neler yapıyorsunuz?” diye sorduk.

Masmavi gözleriyle içtenlikle ve tüm sempatisiyle anlattı bize başarı hikâyelerini;

“Kocam berberlik yapıyordu. Tarlaya filan gelmezdi. ‘Benim de bir şeyler yapmam lazım’ dedim ve “Madem öyle ben de kuaför olacağım…’ Gittim halk eğitim kurslarına. Aldım diplomayı, başladım köyde kuaförlük yapmaya. Kıza da öğrettim. Oğlan ‘Ben okuyacağım’ dedi. Kazandı işletme bölümünü, okudu geldi. ‘Ben köyde kalacağım’ dedi. ‘El aleme yağ toplayacağıma, kendi fabrikamı kurup çalışırım’ dedi. Aldı krediyi kurdu fabrikayı… Şimdi ailece çalışıyoruz…”

.

Köyün girişinde “Erol Zeytinyağları” tabelası olan bir fabrika var, giderken gördük, vallahi ne diyeyim, göğsümüz kabardı, gururlandık.

.

Kadriye ve Ramazan çifti, oğulları Süleyman ile beraber bir başarı öyküsü yazmışlar.

Onları dinlerken içimiz titredi, yüreğimiz ısındı.

Onlarla iftihar ettik.

“İşte bizim köylümüz bu!” dedik içimizden.

Hani “Milletin Efendisi olan…”

 

TAKDİRLİK ÜÇ ŞEY

Kimse kusura bakmasın ama yazacağım.

Bu memlekette hani sigara yasağı vardı?

Hani kapalı mekânlarda içilmiyordu?

Hatta açık alanlarda da içilmeyecekti?

Tribünlerde, açık hava konserlerinde, gemilerde?

N’oldu?

.

Şu iktidar geldi geleli benim takdirimi aldığı üç şey vardı.

.

Birincisi Nusratlı Tünelleriydi.

“Yapandan, yaptırandan, projelendirenden, üstlenenden Allah razı olsun” dedim.

Hatta,

“AKP’nin yerelde yaptığı en iyi şey” dedim,

“Yiğidi öldürelim ama hakkını da verelim” dedim.

.

İkincisi,

Sağlık sistemi (idi)

“İdi” diyorum artık ilk geldiği gibi değil.

“Doktorlara yapılan muamele, ilaçlardan alınan extra para, sağlıkta şiddet, kara delik olmuş Şehir Hastaneleri” kısmı olmasa iyi gidecekti.

Ama olmadı.

Şimdi sürünüyor.

.

Üçüncüsü ise;

“Sigara yasağı…”

Aman ne sevinmiştik biz sigara içmeyenler.

O gün seçim olsa neredeyse oyumuzu alacaktı iktidar ortakları.

Ama N’oldu?

Koskocaman “Fısss!”

Aynı sağlık sistemi gibi.

Sümenaltı oldu.

.

Derler ya;

“Türk’ü öldüreceğine korkut” diye.

O misal.

Ceza kesmeseniz bile bari korkutun yahu!

Arada sırada mekan önlerinden geçin, parmak filan sallayın.

.

Yahu madem bir iş yaptınız bari takip edin.

“Sigara yasağı” Cami avlusuna bırakılmış bebek gibi “Yetim ve Öksüz” vaziyette kaldı öyle.

Sanki yasaklardan önce daha az içiliyordu gibime geliyor.

.

Mekânın etrafı sözüm ona açık, “Mış” gibi yapılmış ve “Keşhaneye” dönmüş.

İç babam iç.

Bir kişi de “N’apıyorsunuz, yasak var!” demiyor.

.

Yasaklar, yasaklanmıyor,

Yasak olmayanlar ise yasaklanıyor.

İşte bizim memleket…