Çelenk koyma töreninin ardından Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği Çanakkale Şube Başkanı Yüksel Özdemir yaptığı konuşmada öğretmenlerin çalışma koşulları giderek kötüleşiyor” dedi.
 
11 KASIM 1928 TARİHİNDE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E ‘MİLLET MEKTEPLERİ BAŞÖĞRETMENİ’  UNVANI VERİLDİ
 
24 Kasım öğretmenler Günü nedeni ile Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği Çanakkale Şube yönetimi
Cumhuriyet Meydanı’nda tören düzenledi. Törende ilk olarak Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği Çanakkale Şube Başkanı Yüksel Özdemir  ve beraberindeki dernek üyeleri Atatürk Anıtı’na çelenk bıraktı. Çelenk sunumunun ardından tören saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile devam etti.  
İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından, atanamadığı belirtilen öğretmen Hürrem Dikici’nin kaleme aldığı ‘Ah Bir Öğretmen Olsaydım’ şiirini, Emel Koray seslendirdi. Şiirin ardından Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği’nin ortak açıklamasını okumak üzere Çanakkale Şube Başkanı Yüksel Özdemir kürsüye geldi. Özdemir’in açıklamasında şu ifadeler yer verdi. “Cumhuriyetin kurulması ile birlikte öğretmen yetiştirme ülkenin en önemli meselelerinden biri haline geldi.  Mustafa Kemal Atatürk, ülkenin gerçek kurtuluşunun eğitimle olacağına inanıyordu. Daha Sakarya Savaşından önce Ankara’da 15 Temmuz 1921 tarihinde Maarif Kongresine katıldı. Zaferden sonra 27 Ekim 1922 tarihinde Bursa’da, öğretmenlerle yaptığı toplantıdaki konuşmasında: “Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için, yalnız ortam hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanacaksınız ve kesinlikle başarıya ulaşacaksınız.” diyerek öğretmen ordusuna olan güvenini vurguladı. Cumhuriyetin ilanından hemen sonra  ‘Öğretim Birliği Yasası’ çıkarılmış, Latin Alfabesine geçilmiş, Millet Mektepleri, Köy Öğretmen Okulları açılmıştır. Mustafa Necati öğretmenlik mesleğini ‘kamu hizmeti’, öğretmeni ise ‘kamu görevlisi’ olarak yasalaştırmış,  bakanlık kademelerinde görev almak için öğretmen olma koşulunu getirmiştir.  Bu dönem öğretmenlik mesleği en yüksek düzeyde itibar görmüştür.  Bunda Atatürk’ün yönlendirmesi ve desteği de etkili olduğundan, Bakanlar Kurulu 11 Kasım 1928 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’e ‘Millet Mektepleri Başöğretmeni’  unvanı verilmesi kararını almış, Atatürk 24 Kasım 1928 tarihinde imzalayarak bu kararı kabul etmiştir. Atatürk’e verilen bu unvan semboliktir ve topluma bir mesajdır.  Öğretmenliği toplumun gözünde yükseltmiş, saygınlığını daha da artırmıştır. Devrimci eğitimcilerin önderliğinde en saygın meslek olan öğretmenlik, Köy Enstitülerinin kapatılması sürecinin başlangıcı olan 1946 yılından itibaren giderek yıpratılmıştır. Köy Enstitülü ve ilerici öğretmenler baskı ve kıyımlara uğramışlar ama TÖS ve ardından TÖB-DER’de örgütlenerek direnmekten asla vazgeçmemişlerdir.  12 Eylül faşist darbesi TÖB-DER’İ kapatmış,  üyesi öğretmenlere işten çıkarma, işkence, hapis, sürgün gibi insanlık dışı uygulamalar yapmıştır.”
 
LİYAKAT YERİNİ BİAT’A BIRAKTI
 
Özdemir basın açıklamasının devamında “Bu dönemde denetim,  yerini  ‘yönetici kontrolüne’, liyakat ise yerini ‘biat’a bırakmıştı.” dedi. Özdemir açıklamasının devamında UNESCO,  27 Kasım 1978’de gerçekleştirdiği 20. Genel Konferansında Anma ve Kutlama Yıldönümleri programında Atatürk’ün doğumunun 100.  yılında tüm dünyada anılması kararını ittifakla vermiştir.  Atatürk, doğumunun 100’üncü yılında tüm dünyada anılırken, Türkiye’de de Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği 24 Kasım gününün ‘Öğretmenler Günü’ olarak kutlanması kabul edilmiştir. Günümüzde ‘Öğretmenler Günü’ndeki duruma bakılacak olursa; Sayıları yaklaşık bir milyon iki yüz bine ulaşan öğretmenlerin çalışma koşulları giderek kötüleşmiş, enflasyon karşısında ücretleri erimiş,  satın alma gücü zayıflamıştır.  Kadrolu,  Sözleşmeli,  Ücretli statülerde ayrıştırılarak çalıştırılan öğretmenler, atama bekleyen yüz binlerce işsiz öğretmenle de tehdit edilerek, düşük ücrete ve olumsuz koşullara boyun eğmeye zorlanmaktalar. Öğretmenlik, AKP’nin bilinçli politikalarıyla tarihinde hiç olmadığı kadar güç ve saygınlık kaybına uğratılmıştır.  Bu dönemde denetim,  yerini  ‘yönetici kontrolüne’, liyakat ise yerini ‘biat’a bırakmıştır. Son 20 yılda öğretmenler üzerinde baskılar giderek artmış, sendikaların mücadele gücü zayıflatılmış, iş bırakma, yürüyüş ve gösteri yapma gibi demokratik haklar kullanılamaz olmuştur. En ufak bir hak arama denemesi, karşısında güvenlik güçlerini bulmaktadır. Kadın öğretmenler yönetici kadrolardan giderek dışlanmışlar, özellikle İlahiyat Fakültesi mezunları öğretmen ve yönetici olarak atanarak eğitimin dinselleştirilmesi uygulaması devam etmiştir.  Dinselleşme ve ticarileşme bu dönemin karakteristik özelliği olmuş;  tarikat vakıf ve dernekleri eğitimin bir paydaşı haline getirilmiştir.” dedi
 
SENDİKALAR MÜCADELE EDİYOR
 
En son çıkarılan 7354 Sayılı Öğretmen Meslek Kanunu öğretmenlerin özlük haklarını, çalışma koşullarını iyileştirmek şöyle dursun, Aday Öğretmen, Uzman Öğretmen, Başöğretmen gibi öğretmenleri kendi içinde rekabete sokup yeni bir bölünmenin kapısını açtığını ifade eden Özdemir açıklamasına şu cümleler ide devam etti.” Bu da bardağı taşıran son damla olmuştur. Öğretmen sendikaları meslekte bölünmeye yol açan sınavı kabul etmemişler, yasayı ve sınavı protesto etmek amacıyla, TÖS ve TÖBDER’in mücadele mirasını da sahiplenen EĞİTİM-İŞ ve EĞİTİM-SEN’İN de aralarında bulunduğu on dört sendika 2 Kasım’da üretimden gelen güçlerini kullanarak 1 günlük iş bırakmışlardır. Bu eylem hem yeni bir deneyim olmuş, hem de öğretmenlere moral ve cesaret vermiştir.”
 
ÖĞRETMENLER GÜNÜ AYNI ZAMANDA BİR MÜCADELE GÜNÜ

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) bu Öğretmenler Gününde; 24 Kasım Öğretmenler Günü’nün, sadece bir anma günü değil, aynı zamanda bir mücadele günü olduğu ifade eden yüksel Özdemir konuşmasını şu cümleler ile tamamladı. “Cumhuriyetimizin tüm kazanımlarını tersine çevirme konusunda bir hayli yol almış olan iktidara karşı, Cumhuriyetin Eğitim Devrimi kahramanları Vasıf Çınar, Mustafa Necati, Saffet Arıkan, Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un hedefledikleri aydınlanmacı öğretmen kimliğinin yeniden kazanılması için öğretmenlerin haklı mücadelelerini destekleyerek,  mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi konusunda, örgütlü ve demokratik biçimde davranan tüm öğretmenlerin sorunları,  talepleri ve eğitim sistemi üzerine bir düşünce ve tartışma platformu oluşturarak kamuoyunun  dikkatine sunmayı görev sayıyoruz. Kısa vadede;  öğretmenlerin,  ekonomik,  demokratik,  özlük haklarını geliştirecek bir mücadeleyi yürütürken, uzun vadede;  geçmişte çevre ve doğa duyarlılığı taşıyan, öğrencilerini demokratik kültür ve sanatla buluşturan, onları iş içinde, iş aracılığı ile eğiten, tüm çocuklara nitelikli laik-bilimsel eğitim veren, Türkiye’nin özgün öğretmen yetiştirme ve eğitim modeli olan köy enstitüleri sistemini ve felsefesini, eğitim sorunumuzun köklü çözümünde bir alternatif olarak gördüğümüzü bu gün de ısrarla yineliyoruz. Nitelikli öğretmen yetiştirememenin yanında,  liyakati dışlayan,  eğitim hakkına erişimi engelleyen,  adaletsizlikler eşitsizlikler üreten,  laik-bilimsel-karma eğitim karşıtı uygulamalara karşı, öğretmenlerin haklı mücadelelerini destekliyor,  sorunları, talepleri ve eğitim sistemi üzerine bir düşünce ve tartışma platformu oluşturarak kamuoyunun dikkatine sunmayı toplumsal bir görev sayıyoruz. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği olarak, yaşanan tüm bu olumsuzluklara rağmen ‘Aydınlanma Işığı Sönmeyecek’ diyerek, tüm öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.”
 
Hasan Sami ER