.

Son zamanlarda bisikletle gezer oldum.
Öyle güzel oluyor ki sokakları, caddeleri daha yakından, daha çok hissederek geziyorum.
Gördüklerim bazen hoşuma gitse de, bazen hoşuma gitmiyor.
.
Sokakların pisliği mesela.
Canımı sıkıyor.
.
Trafik başımı döndürüyor.
.
Kaldırıma park eden son model arabalar içimi negatif olarak köpürtüyor.
.
Bebek arabalarının, görme ve yürüme engelli vatandaşlarımızın geçeceği yerlere park eden çakalların canına okumak istiyorum.
.
Kaldırım başlarını kapatacak şekilde park edenleri o an cezaya boğulmasını bekliyorum.
.
Dükkân önlerindeki izmaritleri gördükçe “hemşerilerimden utanıyorum”
.
İki adım ötede çöp tenekesi dururken, kapısının önüne çöpünü atanlara baktıkça ağlayasım geliyor.
.
Yere tüküren, kullanılmış mendili ve sigara paketini yere atanların vicdanı olmadığı kanısına varıyorum.

Bizler;
Vatandaş olarak üzerimize düşenleri yapmadıkça belediyenin bizleri her daim takip edip, arkamızdan pisliğimizi temizlememizi beklemek aptallık olur.
.
Çanakkale en çok yaşanacak şehirler arasında birinci oldu ya,
Keşke belediyesinde (nüfusuna göre) en az temizlik görevlisi çalıştıran ilk şehir olabilsek.

Buraya kadar iğne kısmıydı.
Şimdi çuvaldız kısmına gelelim;

Dün Dardanos’taydım.
Hasan Mevsuf Caddesi, 24. Sokak’ta...
Sokağımızın girişinde yeni bir market açılacak.
İnşaatı bütün kış boyunca sürdü.
Ama gelip bir de bize sorun neler çektik.
Bütün pisliği rüzgârla beraber bizim sokaktaydı.
.
Ne bir yetkilisi; “Özür dileyerek o pislikleri toplattı”,
Ne de bir belediye yetkilisi gelip;
“Kardeşim, sizlere bu sokağı ve caddeyi pisletme cezası keseceğiz” dedi.
.
Sonuç mu?
Elimizde çöp poşeti sokağı temizledik.
Adam para kazanacak diye biz temizlik yaptık.

Apartmanımızın altında bir konfeksiyon atölyesi var.
Bütün gün başımızı kemiriyor motor sesleri.
Bazen çalışan bir makine var.
Aman Tanrım…!
Çin işkencesi gibi sürekli olarak aynı tempoda beynimize “Tak, tak, tak” diye vuruyor.
.
Adamlarla dalaşacak değiliz ya?
“Muhakkak ruhsatı yoktur” dedik.
Usturuplu şikâyetimizi belediyeye bildirdik.
“Ruhsatı var, her şey yasal” diye cevap geldi.
.
İyi de kardeşim bildiğin sanayi makineleri çalışıyor. Terzi dükkanı değilki…
“Nasıl, ne zaman, kim, neden?” böyle bir ruhsat verir ki?
.
“Yer yasal… mış”.
Adam belki açılışta 2 makine gösterdi, şimdi 20 makinesi var?
“Soruldu mu?” bilmem.
.
“Bari” dedik “Ses için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne müracaat edelim.”
Ettik.
İlgilendiler.
Yakında gelip sesi ölçecekler.
.
Komşumuz geldi kapıya.
“Sami Bey merak etmeyin adamlar çıkacaklarmış…”
“Haydi ya… İyi haber bu.”
En azından uğraşmayacağız.
.
Derken bu cumartesi apartmanın yöneticiliğini yapan şirketten yetkili birini gördüm.
.
“Size bir iyi, bir kötü haberim var” dedi.
“Hayırdır, önce iyi haberi söyle bari” dedim
“Çıkıyorlarmış” dedi, “Yakında boşaltıyorlarmış…”
“Oh ne güzel… Peki kötü haber ne olabilir ki?”
“Kötü haber şu; Başka bir kiracı geliyor. Hatta bu konfeksiyoncuya para verip çıkarmış. Kendisi burayı Diskotek yapacakmış…”
“Yahu bizim iznimiz olmadan oranın diskotek olması mümkün değil… Belediyenin böyle bir ruhsatı vermesi hatta vermeye teşebbüs etmesi bile mümkün değil” dedim.
“Bana söylenen bu... Arkası kuvvetliymiş” dedi.
.
İnanmadım tabi.
“Dedikodudur” dedim.
“Konfeksiyoncu bizi korkutmak amaçlı söylemiştir” dedim.
Bu yazım sonrası belediyeye giderek durumu soruşturup, araştıracağım…

İşte bizim tarafta durumlar böyle.
Nelerle uğraşıyoruz okuyun istedim.