Şimdi yazıma, “Ohhh… Ohhh!” diye başlasam ayıp olur. Kime Ohhhh? Gemide beraberiz.

Batacaksak beraber batacağız.
Kalkınacaksak beraber kalkınacağız.
.
Ama gemide dağıtılan ganimet eşit değil.
Kimine fazla, kimine az.
.
Kaptana yakın olanlar definenin fazlasını alırken, geri kalan savaşçılar birer akçe ile avutuluyor.
Hele kürekçilere bir parça ekmek bile yetiyor.
Bir de bunun üzerine kaptan önüne gelene savaş açıyor.
Millet perişan,
Bedenler bitik.
Cep delik cepken delik,
Düşünceler yitik.
Yeni yüz yılda proje üzerine proje.
Araba yaptık,
Uçak yaptık,
Gaz çıkardık,
Petrol bulduk…
.
Ama bize ne fayda?
Onlar saraylarda kutlama yaparken halk pazarlarda atık meyve topluyor.
Velhasıl,
Pür-ü perişan geziyoruz.
.
Bizim ülkenin durumu aynı böyle.
.
Bunu bir fıkra ile anlatmak gerekirse:
Forsalarla hareket ettirilen bir gemi. Forsaların başı, kaptanla yaptığı görüşme sonunda aşağı inip forsalara seslenmiş. “Size biri iyi, biri kötü haberim var!”
Kürek mahkûmlarının gözleri açılmış ve
-“Önce iyi haberi ver!” diye bağırmışlar.
Forsaların başı açıklamış:
-“İyi haberim şu: Öğle yemeğinde size şarap ve biftek vereceğiz.”
Bunu duyan forsalar, “Hurra!” diyerek sevinçlerini göstermişler.
Forsabaşı, “Şimdi de kötü haberi de söylüyorum. Yemekten sonra kaptan su kayağı yapmak istiyor.”
.
Asgari ücrete zam,
Çalışana zam,
Emekliye zam…
.
Sonra?
Su kayağı.
Onların derdi kaymak…
Fıkradaki gibi kötü haberi sonradan veriyorlar:
Hazır ol!
Su üzerinde su kayağı yapılacak...
.
Dolar yine hızlandı.
Bastırdı gidiyor.
Bazıları da bunu protesto etmek için arabasının arkasına ip ile bağladıkları doları sürüklerken fotoğrafını çekmişler ve paylaşıp şöyle yazmışlar:
“Gör Amerika gör! Doların yerlerde sürünüyor…”
.
Düşünün, siz Türkiye’ye düşmanlık yapacaksınız.
Aklınızda bin türlü operasyon şekli var.
Ama şu fotoyu gördükten sonra ne düşünürsünüz?
Vallahi ben olsam vazgeçerim.
.
Zaten pek akıllı da yok.
Rahmetli Aziz Nesin demişti bir zamanlar, “Yüzde 60” diye.
Doktorun birisi kendisini mahkemeye vermişti.
Cevabı şöyle olmuş rahmetlinin, nur içinde yatsın:
“Ben yüzde 60’a söyledim…”
.
Bazı şeyleri de düz yazı ile pek anlatamıyorsunuz.
Düşüncenizi ifade edecek cümleler kuramıyorsunuz.
Uzun kurduğunuz cümleler ise pek okunmuyor.
.
O halde bu işin en kısa yolu fıkra ile anlatmak.
Buyurun bir tane daha.
Yine küreklisinden.
.
Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verildi.
Japonların takımında,
8 kişi kürek çekiyor,
1 kişi dümencilik yapıyordu.
Türk Takımında ise,
2 kişi kürek çekiyor,
3 kişi şeflik
3 kişi müdürlük yapıyor
1 kişi de dümeni kullanıyordu.
Her iki takım da, performanslarını en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık döneminden geçti.
Büyük gün geldi ve iki takım da, kendini hazır hissediyordu.
Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazandılar.
Yarış sonrası Türk takımı çok sarsılmıştı.
Türk şirket yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar verdi.
Yapılan araştırmalar, analizler ve uzun çalışmalar sonucu düzenlenen raporlara göre hata bulundu ve çözüm önerisi getirildi.
Çözüm olarak yönetimdeki düzeni güçlendirmek ve koordinasyonu güçlendirmek için 1 genel müdür atandı ve sandaldaki ağırlığı dengelemek için kürekçi sayısı da 1 e indirildi.
.
Japonlara yeni bir yarış teklif etme kararı alındı.
9 kişilik Türk takımı Japonlarla bir yarış yapmak üzere yeniden yapılandı.
Japonların takımında,
8 kişi kürek çekiyor,
1 kişi dümencilik yapıyordu.
Türk Takımında ise yeni yapılanma şekli şöyleydi:
1 Genel Müdür
3 Müdür
3 Dümen Şefi
1 Dümenci
1 Kürekçi.
İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazandılar.
Tepesi atan Türk şirketi yönetim kurulu hemen harekete geçti ve şu önlemler alındı:
“Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan kürekçi kovuldu, müdürlere ve diğer personele sorunun çözümüne olan katkılarından dolayı ikramiye verildi.”
.
Daha nasıl anlatayım ki?
Eğitimin zayıflamasını önlemek için okullara İmam atanmış mesela…
 
Bu da:
SOSYAL MEDYADAN
Şu sosyal medyayı seviyorum.
Bazen yazmak istediklerinizi birisi yazmış oluyor.
.
Veya yazmayı düşündüğünüz şeyi unutuyorsunuz da karşınıza hazırı çıkıveriyor.
.
İşte bu yazı onlardan biri.
.
Başlığı şöyle:
Umarız Tarih Tekerrür Etmez
Ekonomik iflasını açıklayan Osmanlı Devleti’nin 1881 yılında bütün varlıklarına el konuldu.
.
İğneden ipliğe “Yahudi İtalyan, Ermeni, Fransız” tacirler İstanbul'a dolmuştu.
.
Abdülhamid bu kadar borcun üzerine yeni borçlar ekledi.
Osmanlı 15 defa büyük borç aldı.
Ama faizini bile ödeyemez olmuştu.
.
Osmanlının hazinesine el koyan Avrupa, bugün
“İstanbul Erkek Lisesi” olan binaya “Duyun-u Umumiye”yi yerleştirip borçları tahsil etmeye çalıştı.
Yani hazine ecnebilerin yönetimine geçti.
.
Borçlar ödenmedikçe Abdülhamid Avrupa’lı tefecilere tekeli verdi teker teker milli varlıkları kaybettik;
.
Demir yolları,
İplik,
Fındık,
Pamuk,
Kömür,
Tekstil
Demir çelik,
Tuğla-kireç ne iş varsa
Avrupa’lılara satıldı.
.
Haliç ecnebi fabrikalarla doldu.
Tarlabaşı Avrupa’dan gelen tüccarların görkemli evleriyle bezendi.
.
Zenginler İstiklal Caddesi ve Sıraselviler’e yerleşti.
Bugün İstanbul’da gördüğümüz şahane binaların çoğu o dönemlere aittir.
.
Türkler ise yüzlerce yıldır tamir gören, yamalıklı bohçaya benzer tahta evlerde otururdu.
Bu evler Fatih ve Süleymaniye’nin arka sokaklarında bulunurdu.
.
Abdülhamid döneminde yüzlerce kilise ve sinagog açıldı...
.
İşte o tarihte Avrupa’dan gelen zenginleri ağırlamak için 5 yıldızlı bir otel yapıldı.
“Pera Palace.”
.
Pera Palace Rumca, “Yokuş Sarayı” demek.
Fransa’dan trene binip Sirkeci’de inen Avrupa jet sosyetesi tren garından bu otele Türk hamalların sırtında özel tahtlarla taşınırdı.
.
Aslında batı emperyalizmi İstanbul’u Vahdettin döneminde değil Abdülhamid döneminde çoktan ele geçirmişti...
.
Atatürk Cumhuriyeti kurduğunda Türklerin elinde sadece çarık kalmıştı.
.
Sanayi ve tarım hamlesi başlattı.
Bütün kurumların başına Türk kelimesini koydurdu.
.
Yerli malı haftası o tarihte başladı.
“Türk Çocukları milli üretimi anlasın” diye. Türklere ait banka bile yoktu.
 
Adında “Osmanlı” olan banka bile ecnebilerindi.
İş Bankası bu yüzden kuruldu.
.
Osmanlı Devleti’nin iflas ilan ettiği meşhur:              
Ramazan Kararnamesi (Nisan 1876)
Vergi gelirlerinin devredildiği, Muharrem Kararnameleri (1879 ve 1881’de ki iki kararnamedir)
Pek bilinmez, gündeme de getirilmez.
Hep saklanır…
.
Dolmabahçe sarayı 1856,
Çırağan sarayı 1863,
Beylerbeyi sarayı 1864,
Yıldız sarayı 1880'de, yapılmıştır.
Yani Osmanlı'nın çöküş döneminde.
.
Dünya;
Sanayiye,
Eğitime,
Bilime,
Ağırlık verirken, Osmanlı çöküşü gizlemek için saray yapımına ağırlık vermiş…
(Alıntı)
.
İşte böyle size daha nasıl anlatayım?