KARIM HAMİLE Adam arkadaşına dert yandı:

-“Ne olacak, ne yapacağım? diye düşünüyorum... Karım yine hamile.”
-“Canım, bunda fenalık yok ki? Sevinmelisin... Çocuğun dünyaya gelecek...”
-“Bak kardeşim... Bundan beş yıl önce, karım hamile idi... Sürekli ‘İkimize bir dünya’ şarkısını söylüyordu, ikiz çocuklarımız oldu, ikinci defa hamile oldu, bu sefer ‘Üç Silahşörler’ kitabını okudu, üçüz dünyaya geldi... Şimdi ise ‘Bir Millet Uyanıyor’ adlı kitabı okuyor…”
 
SEBEP
Körfez Savaşı'ndan önceki yıllarda, Amerikalı bir bayan gazeteci, kadınlarla erkeklerin toplumdaki yeri hakkında bir yazı dizisi hazırlamak üzere Kuveyt'e gitmiş… Gözlemleri sırasında ilk dikkatini çeken, kadınların kocalarının 5 adım gerisinden yürüdükleriymiş...
Yıllar sonra aynı gazeteci tekrar bir yazı dizisi için Kuveyt'e gittiğinde bu sefer bir de bakmış kadınlar önden gidiyor, kocaları 5 adım arkalarından geliyor...
Bu işe çok şaşırmış, hemen bir kadına yaklaşıp sormuş:
- “Bu gördüğüm inanılmaz bir gelişme... Peki ama bu değişikliğin sebebi nedir?”
Kuveytli kadın cevap vermiş:
- “Mayınlar...”
 
DEKORATÖR
Adamın biri, dekoratörlerin ne iş yaptıklarını bilmiyordu.
Bir arkadaşına sordu.
Arkadaşı, dilinin döndüğü kadar anlattı:
-“Canım dekoratör sözgelimi, hangi odanın ne şekilde boyanacağını, ne biçim duvar kâğıdı ile kaplanacağını söyler. Hangi odaya hangi eşyaların yerleştirileceğini, koltukların nereye konacağını belirtir. Perdeler konusunda fikir verir.”
Beriki dinledi, dinledi ve gülmeye başladı:
- “Canım desene kaynanam gibi bir şey. Bundan meslek mi olur?”
 
BİLİYORUM
Utangaç bir pazarlamacı, bir dairenin kapısını çalar. Kapıyı açan kadın:
-“Haberiniz olsun, kocam yarım saat sonra dönecek”.
-“Affedersiniz, ben kötü bir amaçla gelmedim”.
-“Biliyorum. Yalnız aklınıza kötü bir şey yapmak gelirse, ne kadar zamanınız olduğunu bildirmek istedim…”
 
ŞEMSİYE
Ehlikeyiften seksenlik dede yirmi yaşında bir genç kızla evlenmişti.
Genç karısı günün birinde bir erkek çocuk doğurunca, mutlu dede de gurur ve sevinç içinde kasılıp duruyordu…
Arkadaşlarından biri bu durum üzerine şöyle bir hikâye anlattı:
-“Gençliğimde Afrika’ya vahşi hayvan avına gitmiştim. Bölgede günlerce dolaşıp bir tek aslan daha göremeyince, tüfeğimi evde bırakarak, koltuğumun altında, işe yaramaz, buruş buruş olmuş eski şemsiyemi alarak yola çıktım. Aksilik bu ya, birdenbire karşıma, bir aslan çıkmasın mı? Bunun üzerine, şuursuz bir hareketle şemsiyeyi aslana doğru çevirerek ateş edecekmişim gibi davrandım. O anda bir patlama oldu ve aslan yere serildi”.
Mutlu dede:
-“Nasıl olabilir bu? Senin ateş etmene imkân yoktu ki... Nihayetinde elinde eski, buruşmuş, iş görmez bir şemsiye varmış.”
Aslan avcısı gülümseyerek:
-“Yerden göğe kadar haklısın… Aslanı vuran ben değil, elinde son model tüfekle arkamda duran arkadaşımdı…”
 
TALİHLİ ADAM
Erkek yetmişine gelmişti, karısı altmış sekizinde idi.
Bir akşam, yemekten sonra, odalarında vakit geçiriyorlardı.
Erkek çay içiyordu, kadın bir roman okumakla meşguldü.
Bir ara adam, gençlik çağını hatırlamış olacak ki, kasıla kasıla, övündü:
-“Artık yaşımızı başımızı aldık, açıkça konuşabiliriz. Hayatta pek çok kimseye boynuz taktırdım”.
Bayan, okuduğu romandan başını kaldırmadan, dalgın dalgın cevap verdi:
-“Talihli adamsın kocacığım, ben bir tek kişiye boynuz taktırabildim…”
 
MOTORLU TESTERE
Temel oduncu olmaya karar vermiş.
Baltayla dalmış ormana, yaşlı bir ağaç bulup kesmiş.
Yine baltasıyla güçlükle parçalara ayırıp, götürüp satmış.
Ama bakmış ki bu iş böyle olmayacak.
Hem çok uğraştırıyor hem eline az para geçiyor.
“Diğer oduncular bu işi nasıl yapıyor?” diye merak etmiş.
Ormana doğru giden bir oduncuyu uzaktan izlemiş ve elindeki motorlu testereyi görmüş. Demek ki bütün marifet bu alette deyip, hemen bir hırdavatçıya gitmiş.
Hırdavatçı; “Bununla günde yüzlerce ağaç kesebilirsin” deyip Temel'e kaliteli bir motorlu testere satmış.
Temel ertesi gün ormana gitmiş.
Yine yaşlı bir ağaç bulup kesmeye başlamış. Sabahtan akşama kadar ancak ağacı devirebilmiş.
Parçalamaya bile vakti kalmamış.
Ertesi gün ilk iş hırdavatçının yolunu tutmuş. Temel:
-“Haçan uşağım sen penu kazikliimisun? Ha pen paltayla taha hizli odun keseyidum.”
Hırdavatçı şaşırmış;
-“Beyefendi nasıl olur?” demiş, acaba “Alet mi bozuk?” diye Temel'in elinden alıp, çalıştırma ipini çekmiş.
Motorlu testere büyük bir gürültüyle çalışmış
Temel: -“Uyyy! Canuna yanduğumun... O ta ne oyle?”
 
UÇAKTA YOK
Temel’in kızı kaçırılır.
Temel öğrenir ki bir oğlan, kızı uçakla Almanya’ya kaçırıyor.
Havaalanına gider ama yetişemez.
Hemen aklına Almanya’da yaşayan arkadaşı Dursun gelir.
Uçağın iniş saatini öğrenip telefona sarılır.
-“Alo Tursin benim kizi bir oğlan Almanya’ya kaçirayi. Saat sekizde oraya olacaklar. Havaalanına git... İkisinu da yakala!”
Dursun hava alanına gider, beklemeye başlar.
Saat sekizde uçak havaalanına iniş yapar ama Dursun, kızla oğlanı bulamaz.
Temel’e telefon açar:
-“Temel senin kizi uçakta bulamadum.”
Temel:
-“Yapma Tursin ne deyusun? Haçan punlar yolda pir yerde inmiş olmasun?”
 
MÜJDE
Temel ile İdris, bir tekstil fabrikası açarlar.
İlk yıl fabrikada sadece “haki” renkteki kumaştan üretim yapmaya karar verirler.
Piyasadaki tüm haki renkteki kumaşları toplayıp, sipariş beklemeye koyulurlar.
Günler geçer ancak tek bir sipariş bile alamazlar.
Artık iflasın eşiğine gelmişlerdir.
Umutlarını kaybetmek üzereyken; bir gün kapıdan içeri bir Albay girer.
Haki renkte kumaşlarının olup olmadığını sorar...
Bizimkilerin gözleri ışıldar. Albay;
-“Askerlerime 5000 takım, subaylarıma 2000 takım sipariş edeceğim fakat verdiğiniz fiyatı önce mali işler bölümünün değerlendirmesi lazım. Benden haber bekleyin. Eğer size yarın saat 12:00'ye kadar telgraf gönderip, siparişi iptal etmezsem hemen işe başlayın.”
Temel ile İdris diken üstünde ertesi günü zor getirirler.
Saat 12:00'ye yaklaşmaktadır ama postacı hala yoktur.
Temel de oldukça umutsuzdur.
Saat tam 12:00'de; Temel karşıdan gelen postacıyı görür...
Olduğu yerde dizlerinin üstüne yığılır ve;
-“İdris işte bu an iflas ettiğimiz andır... Her şey bitti!...” diye üzülür.
İdris hala umutludur.
-“Dur bakalım Temel belki bize gelmiyordur?” diyerek Temel’i teskin etmeye çalışır.
Ancak postacı gelip karşılarına dikilir.
Zarfı İdris alır.
İdris de yıkılmak üzeredir ama hayallerine tutunur;
-“Dur bakalım belki başka bir haberdir?”
İdris zarfı okuyunca sevinçten havalara zıplamaya bağırmaya başlar...
-“Müjde Temel müjde!... Müjde!... Baban ölmüş!...”
 
KALP NEREDE?
Yaşı 90’ı çoktan geçmiş bir kadıncağız hayattan bıkmış.
O kadar bıkmış ki kendisini öldürmeye karar vermiş.
Düşünmüş, taşınmış ölüm şeklinin kendini vurarak olmasına karar vermiş.
Fakat yaşlılıktan kendisini nereden vuracağına bir türlü karar verememiş.
Sonunda kendisini kalpten vurursa çabuk ölebileceğine karar vermiş fakat yine de tam olarak kalbinin yerini hatırlamamış ve aklına doktoruna sormak gelmiş.
Ve hemen telefonla doktorunu aramış...
-“Doktor bey ben bir şeyi merak ettim.”
-“Buyurun nedir o?”
-“Acaba kalbim tam olarak nerededir?”
-“Sol göğsünüzün altında hanımefendi...”
-“Teşekkür ederim doktor bey...”
Ertesi gün gazetede bir haber yayınlanmış:
-“90 yaşında ki yaşlı kadın kendisini sol diz kapağından vurdu.”