98 yıl önce bugün, Cumhuriyetimizin kuruluşunun ilk günü olan 30 Ekim 1923’tü. Peki, ne olmuştu?

98 yıl önce bugün, Cumhuriyetimizin kuruluşunun ilk günü olan 30 Ekim 1923’tü.
Peki, ne olmuştu?
.
Herkes 29 Ekim’de TBMM’de yapılan gizli oylamayla “Türkiye Devletinin Hükümet Şekli Cumhuriyettir” maddesinin “158 milletvekilinin” tamamının verdiği “Kabul” oyuyla kabul edildiğini bilir.
.
Herkes bu devletin ilk Cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün seçildiğini bilir.
Peki 30 Ekimde ne oldu?
.
Sıra Cumhuriyetin ilk hükümetinin kurulmasına gelmiştir.
Mustafa Kemal, Cumhuriyetin ilk hükümetini İsmet Paşanın kurmasını düşünmektedir.
Bu konudaki görüşlerini ve ülkenin sosyoekonomik yapısıyla ilgili tespit ve değerlendirmelerini İsmet Paşaya gönderdiği 30 Ekim 1923 tarihli mektubunda açıklar.
.
Özellikle;
Osmanlıdan nasıl bir miras devralındığını,
Cumhuriyetin kuruluş döneminde ülkenin içinde bulunduğu zor koşullarını,
Yaşanan güçlükleri,
Ve sorunların anlatan özet bir mektuptur.
.
Tarihi bir belge niteliğinde olan söz konusu mektup, gelecek nesillere o günün şartlarının öğretilmesi ve okutulması gereken bir mektuptur.
.
“Sevgili Paşam,
Ülkenin ilk Başbakanı olarak seni düşünüyorum.
Dur, hiç itiraz etme.
Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.
.
Bizi yine büyük bir savaş bekliyor.
Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun.
Büyük Devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.
.
Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim.
Bize geri, borçlu ve hastalıklı bir vatan miras kaldı.
Yoksul bir köylü devletiyiz.
Dört mevsim kullanabilir karayollarımız yok denecek kadar az.
4.000 kilometre demiryolu var.
Bir metresi bile bizim değil.
Üstelik yetersiz.
Ülkenin Kuzeyini Güneyine, Batısını
Doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart.
Denizciliğimiz acınacak durumda.
.
Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olana bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız.
Doğudaki aşiret, bey ağa, şeyh düzeni Cumhuriyetle de, insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.
Her yerde tefeciler halkı eziyor.
Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışardan getirtiyoruz.
Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.
.
Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136.
Pek az şehirde eczane var.
Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor.
Üç milyon insanımız trahomlu.
Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halde. Bit ciddi sorun.
Nüfuzumuzun yarısı hasta.
Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyor.
Nüfuzun %80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bir bölümü göçebe.
.
Telefon, motor, makine yok.
Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz.
Kiremiti bile ithal ediyoruz.
Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.
.
Düşmanın yaktığı köy sayısı 830.
Yanan bina sayısı 114.408.
Ülkeyi nerdeyse yeniden kurmamız gerekiyor.
Yunanistan’dan gelecek göçmen sayısı 400 bini geçecek.
.
İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı.
İktisatçımız çok az.
Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz.
Halkın eğitim sorunu hiç çözülmemiş.
Oysa Cumhuriyet’in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz.
Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor.
.
Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler.
Bütçemiz, gelirimiz yetersiz.
İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var.
Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz.
Hedefimiz milli iktisat.
Bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı.
Osmanlı bu gerçeği geç fark etti.
Fark ettiği zaman da çok geç kalmıştı.
.
Cumhuriyete uygun bir Anayasaya gerek var.
Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney.
Ama yılmamak, ucuz ve geçici çarelerle yetinmemek, Halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak ve bu büyük ideali tam olarak başarmak zorumdayız.
.
Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız.
Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.
Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu.
Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istiyorum.
Allah yardımcımız olsun.
Gazi Mustafa Kemal.”
.
Başbakanlığa atanan İsmet Paşa, Bakanlar Kurulu listesini TBMM’ne sunar.
Sonra söz alarak çalışmalarında esas alınacak noktalara ilişkin bir konuşma yapar.
“Cumhuriyet Hükümeti, sözden çok iş yapmak, eylemler ve uygulamalar ile size ve milletimize güven vermek için bütün gücünü harcayacaktır. Benimsediğimiz yöntem çalışma, gayret ve iş yapma arzusudur.”
.
Meclisten onay alan İsmet Paşa, Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk hükümetini kurmuş olup, kolları sıvamış Türkiye Cumhuriyeti günümüze kadar gelmiştir.
 
***
CUMHURİYETİN UÇAK FABRİKALARI
Son günlerde yok F-35, yok F-16 gibi tartışmalar sürüyor da bir kişide çıkıp:
“Kendi uçağımızı yapacağız” demiyor.
Öyle ya nasıl denecek?
Elimizdeki tank fabrikasını satmış bir iktidarın söyleyecek sözü mü var?
.
Bu günlerde Cumhuriyetimizin yıldönümünü kutladık ya.
Bakalım o tarihlerde, o yoksulluklarla uçaklar nasıl yapılmış?
.
Hüseyin Yücel, Türkiye Barolar Birliği Yayınları kapsamında yayımlanan “Cumhuriyet Ekonomisinin Kuruluşu ve Gelişimi” adlı kitabında şöyle anlatıyor.
“… Cumhuriyet Türkiye’sinin 1920’li yıllarda yapılan stratejik yatırımlarından biri de “Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası”dır.”
.
“Özellikle de hava gücünün önemi son savaşlarda açık bir şekilde görülmüştü. Nitekim Mustafa Kemal Paşa:
“İstikbal göklerdedir. Göklerini koruyamayan milletler, yarınlarından asla emin olamazlar” ve
“Bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve hava harp sanayinin de bu hesaba göre inkişaf ettirilmesi icap eder” sözleriyle bu projenin önem ve gereğine güçlü vurgu yapıyordu.”
.
“Uçak sanayinin önemine dikkat çekmek ve ilgiyi artırmak için de 16 Şubat 1925 tarihinde adı daha sonra “Türk Hava
Kurumu” olarak değiştirilen “Türk Tayyare Cemiyeti” kurulmuştur.”
.
“Türkiye’de uçak üretimi konusunda Almanya’nın ünlü uçak üreticisi “Junkers Firmasıyla” Türkiye’de bir fabrika kurulması hususunda bir dizi görüşmeler yapıldı.”
Müzakerelerin olumlu sonuçlanması üzerine 15 Ağustos 1925 tarihinde Firma Temsilcileriyle Türk Hükümeti arasında fabrikayla ilgili bir sözleşme imzalandı.
Buna göre her iki tarafın eşit ortaklığıyla bir Şirket kurulması öngörülüyordu.”
Sözleşme gereğince Türk tarafını temsil eden Türk Hava Kurumu ile Junkers Firması arasında 3.000.000 TL sermayeli “Tayyare ve Motor Türk Anonim Şirketi” (Tomtaş) adıyla bir şirket kuruldu.
Fabrikanın kuruluş yeri olarak da stratejik bir bölge olarak Kayseri belirlendi ve kuruluş çalışmalarına hızla başlandı.”
.
“O günlerin zor koşullarına ışık tutması yönünden önem taşıyan bir noktaya da değinmek gerekir.
Kayseri’ye henüz demiryolu ulaşımı olmadığından Almanya’dan gelen makine ve tesisat, deniz yoluyla İskenderun’a getiriliyor, buradan trenle Ulukışla’ya iletiliyordu. Ulukışla’dan sonra montaj malzemelerinin Kayseri’ye intikali ise, ancak develer ve kağnılarla mümkün olabiliyordu.”
Fabrikanın 6 hangar ve bir enerji santralinden oluşan birinci ünitesi törenle 6 Ekim 1926 günü hizmete alındı.
Uçak üretim ünitesinin de bir yıl sonra devreye girmesi planlanmıştı.
Ne var ki, büyük umutlar beslenen fabrikanın tamamlanması kurucu firma Junkers’in yaşadığı mali sorunlar nedeniyle yarıda kaldı ve 3 Mayıs 1928 tarihinde hisseleri devralınarak ortaklığa son verildi.”
.
“Büyük dünya ekonomik bunalımın yaşandığı dönemlerde kapalı kalan fabrika 1931 yılında Milli Savunma Bakanlığı bünyesine alınarak “Kayseri Tayyare Fabrikası” adıyla tekrar faaliyete geçirildi.
Uçak üretimi konusunda da değişik ülke firmalarıyla temas ve görüşmeler sürdürüldü.”
.
“Bu konuda ilk anlaşma bir Amerikan Firmasıyla yapıldı ve bunu diğer yabancı firma anlaşmaları izledi.
Bu anlaşmalar sonunda Fabrika II. Dünya Savaşına kadar toplam 112 adet değişik tiplerde uçak üretimi gerçekleştirmiştir.
.
“Daha sonra uçak üretimi konusunda 1930’lu yılların ikinci yarısında Nuri Demirağ tarafından yoğun çalışmalar sürdürülmüş, bunların neticesinde İstanbul’da bir “Tayyare Etüd Atölyesi” tesis edilmiştir.
Atölye ilerleyen yıllarda genişletip geliştirilerek uçak üretim tesisi haline getirilmiş ve burada değişik tipte sivil havacılıkta kullanılan uçaklar üretilmiştir.
Bunlardan 6 kişilik yolcu uçağı 11 Şubat 1944 tarihinde İstanbul’dan Ankara’ya gidiş dönüş uçuşu yaparak ülkede büyük sevinç yaratmıştır.”
 
***
CUMHURİYETİN KANATLARI
17 Eylül 2018 tarihli yazısında Sinan Meydan “Cumhuriyetin Kanatları” adlı yazısında Türkiye Cumhuriyetinin uçak fabrikalarının tarihinden bahsettikten sonra, yazısının son bölümünde Uçak sanayinin nasıl yok edildiğini şöyle anlatıyor:
“Türkiye, II. Dünya Savaşı'ndan sonra, 1947’de Truman Doktrini, 1948'de Marshall Planı ile ABD etkisine girdi. ABD, II. Dünya Savaşı sonrasında elinde kalmış savaş araç ve gerecini uygun fiyatla Türkiye'ye satmaya ve hibe etmeye başladı. 1946-1952 arasında 1905 adet Amerikan uçağı Türk Hava Kuvvetleri envanterine girdi. Bu süreçte ABD, Türkiye’yi ağır sanayiden ve uçak üretiminden vazgeçirmek için elinden geleni yaptı.”
.
“… Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı, ‘Amerikan yardımından bedava uçak almak dururken uçak fabrikanıza parayla sipariş verirsem, yarın bu millet beni asar’ dedi.
Bir takım güç odakları, Türkiye’nin kendi uçağını kendisinin üretmesine karşı ittifak yaparak harekete geçmişti.”
.
“… Hava Kuvvetleri’'nin, 1946-1947'den itibaren yerli uçak fabrikalarından uçak almak yerine Amerikan uçaklarına yönelmesiyle yerli uçak fabrikaları kapanma sürecine girdi.”
.
“Kayseri Uçak Fabrikası 1950'de Hava İkmal Merkezi’ne dönüştürüldü.
THK Uçak ve Uçak Motoru Fabrikaları ise 1954’te traktör fabrikasına dönüştürülüp kapatıldı…”
.
“… Vecihi Hürkuş’un bürokratik engellerle karşılaşması, Nuri Demirağ'ın ise ürettiği uçakların devletçe satın alınmaması, onların da kendi uçak fabrikalarını kapatmalarına neden oldu.”
.
“Atatürk'ün isteğiyle Genç Cumhuriyet, 1926-1949 arasında biri onarım olmak üzere üç uçak fabrikası, bir uçak motoru fabrikası ve bir de rüzgâr tüneli kurdu. Ancak bu fabrikalar,  II.Dünya Savaşı sonrasında ABD etkisiyle tamamen kapandı. Böylece aslında cumhuriyetin kanatları kırıldı…”