.

Asgari ücret açıklandı.
Ben her iki yandan bakmaya çalıştım olaya.
.
İşçi tarafından bakınca sanki 3000 lira olması gerekiyormuş gibi geldi.
.
İşçi sendikalarının isteklerine bakınca en az 2578 lira olmalıydı.
.
Diğer taraftan,
İşveren sendikası TİSK’in ise 2262 lira olması yönünde görüşü vardı.
.
Birçok işveren ile yapılan görüşmelerde:
Asgari ücretin 2500 lira bandında olması durumunda işçi çıkarabileceklerini beyan ettiler.
İşçi maliyetlerinin sadece ücretle sınırlandırılmaması gerektiğini savunan işverenler, bunun sigortası başta olmak üzere oldukça fazla yükü olduğunu da belirttiler.
.
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un açıklamasında şunu söyledi:
“Beklenen yılsonu enflasyon oranı yüzde 12 olarak ön görülmekteydi. Beklenen yılsonu enflasyon oranının üç puan artış sağlayarak, işçimizi enflasyona ezdirmeyeceğimizi sözümüzü tutmuş olduk.”
.
(Not: Sevgili bakanımıza buradan bir şey söylemek istiyorum. Yıllık enflasyon madem yüzde 12 idi, siz ise yüzde 15 zam verdik diyorsunuz. Doğru mu? Peki o halde neden elektriğe ve doğalgaza yüzde 30’a yakın zam yapılmasına müsaade ettiniz? Harç ve cezalara neden yüzde 22 zam yaptınız? Tüm bunların yanında çaya çorbaya yüzde 12 üzerinde gelen onlarca zamma neden engel olmadınız?)
.
Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri Nazmi Irgat:
“Yüzde 15 zamlanarak 2.324 lira seviyesine çıkan asgari ücreti kabul etmelerinin mümkün olmadığını” söyleyerek masadan kalktı.
.
Bakan “İşçiyi ezdirmedik” derken “Kimi ezdirdiğini” açıklamadı.
İşçiler ise “Bu rakamı kabul edemeyiz” diyerek masadan kalktılar.
.
Türk-İş’in Kasım 2019 için açıkladığı rakamlara bir bakmak lazım.
.
Dört kişilik bir ailenin sağlıklı,
Dengeli ve
Yeterli beslenebilmesi için yapması gereken
Aylık gıda harcaması tutarı:
(Yani açlık sınırı)
2.102,83 lira oldu.
.
Gıda harcaması ile birlikte
Giyim, Konut (kira, elektrik, su, yakıt), Ulaşım,
Eğitim, Sağlık ve Benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı:
(yani yoksulluk sınırı)
6.849,62 lira oldu.
.
Evli olmayan-çocuksuz bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 2.577,94 lira
.
Şimdi gözler Sayın Cumhurbaşkanına çevrildi.
Zira “Jest yapabilirim” demişti.
Tüm işçiler kendi aralarında yapılacak jeste kilitlenmiş durumda.
.
Bu kadar lafa bir fıkra anlatmadan olmaz.
Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla kendine yakıştırılan küfürbazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan vazgeçmek için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış, adamın niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tembih etmiş:
-“Şimdi bu bakla tanelerini al. Birini dilinin altına, diğerlerini cebine koy. Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sende küfür etmeme isteğini hatırlayıp o an da söyleyeceğin küfürden geçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin altına yerleştirirsin.”
Adamcık şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye başlar. Bu arada şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır. Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak, “Şeyh efendi, biraz durur musun?” Deyip pencereyi kapatır. Şeyh efendi söyleneni yapar, illa yağmur sicim gibi yağmaktadır. Sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünür ve “Şeyh efendi, biraz daha bekleseniz...”
Şeyh içinden “lahavle” çekse de denileni yapmamak tarikat adabına mugayir olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sıra da küfürbaz derviş kendi kendine söylenmeye başlamıştır. Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta, bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü kez açılır ve kız seslenir:
-“Gidebilirsiniz artık!..”
Şeyh efendi merak eder ve sorar:
-“İyi de evladım bir şey yok ise bizi niçin beklettin?”
-“Efendim, elbette bir şey var, sizi sebepsiz bekletmiş değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu.”
Münasebetsizliğin bu derecesi üzerine şeyh efendi yanında duran dervişe dönerek, “Ulan derviş, der, çıkar ağzından baklayı!” demiş.
.
Yüksek asgari ücret bekleyen milyonlarca işçi baklayı ağzından çıkarır mı bilemem ama bizim buralarda işçiler burnundan nefes alıyor…