Eşimin işi dolayısı ile yine yollara düştük. Bu sefer Balıkesir’di istikamet.

Eşimin işi dolayısı ile yine yollara düştük.
Bu sefer Balıkesir’di istikamet.
.
Şu köşe yazarlığını bırakıp, “Yol hikâyeleri” yazsam aslında süper olur da, patron benzin parasına dayanabilir mi bilemem?
.
Hani içinizde:
Benden böylesi bir format bekleyenler varsa, bir zahmet patrona baskı yapıp, beni yollara düşürebilir.
.
Edremit üzerinden gitmeyi tercih ettik.
.
Balya üzerinden gidersek yolun pek uygun olmayacağı istihbaratı ile karşılaştık.
.
“En iyi yol bildiğimiz yoldur” dedik, vurduk kendimizi Nusratlı rampalarına.
.
Çanakkale 1915 köprüsünün halatının çekilmesini müjdeleyen “Vekilimiz”, nedense Nusratlı Tünellerinin açılış hikâyesi ile ilgili cümlelere değinmedi.
.
Durum böyle olunca insanı istifra ettirecek kadar dolambaçlı yollardan geçerek Edremit’ten, Havran yoluna daldık.
.
Yol kenarlarında sarı bez üzerine yazılmış “Her derde deva Karadut” yazılarıyla bezenmiş cazip sloganları görünce, durmamak mümkün değil.
.
Ancak,
Hijyen konusuna meraklı biriyseniz buralara yaklaşmanız imkânsız.
.
Ne denetleyen var,
Ne arayan,
Ne de soran…
.
Virüs gıdalardan geçse buralar yatağı olurdu.
.
Havran’dan geçerken yerlere yayılmış ürünü görünce “Cevizlere bak!” dedim eşime.
Başına kadınlar oturmuş ayıklıyorlar zannettim.
.
Daha dikkatli bakan eşim: “Onlar ceviz değil, incir” demesin mi?
Yol kenarında neredeyse 1 dönüm kadar yere yayılmış bezlerin üzerinde kurutulan ve bir yandan da ayıklanan incirleri toz içinde görünce düşündüm:
“Hijyen ölmüş de haberimiz yok…”
.
Yörelerin çeşitli lezzetleri var.
Hani doktorum yasaklamasa hepsine uğrayıp tatmak isterdim tabi.
Ama mümkün değil.
.
Elimizdeki GPS sistemi ile hareket eden Google amcaya uyup, çoğu zaman şaşırarak “İlk defa araba gören köylüler arasından” geçmek nasip oldu tabi.
.
Kozak Yaylası’na akrabalarımıza uğramak için uyduğumuz GPS, zorla da olsa hedefimize ulaştırdı bizi.
.
Hava kararıp, dönüşe geçtiğimizde hava kararmıştı.
.
Küçükkuyu’dan geçip rampalara sarmadan önce yanımızdan “Jet hızıyla” geçen “Askeri Tehlikeli Madde” aracını görünce irkildim.
.
Aracın içindeki madde değil,
Bence şoförü daha tehlikeliydi.
.
544… ile başlayan Bahriyelilere ait aracı takip etmekte zorlandım.
.
Karanlık yolda aniden yolun ortasında önünüze çıkan “Plastik Kasalara” rastlayınca,
Kaza yapmamak için şoförlüğünüzü gösterebilirseniz ne ala.
Yoksa işiniz zor.
.
Önümde giden kamyoneti sollarken arkasından uçan kasaları görünce adama el, kol işaretleri ile anlatmaya çalıştık.
Adam anladı ve durdu.
Sonra ne oldu bilmiyorum.
.
Türkiye’de trafik gerçekten çok zor.
Eline kontak anahtarını geçiren fırlamış yola.
.
Kendisinden başka kimseyi düşünmeyen “Sürücü” topluluğu ile yol almak gerçekten zor.
.
Yeni jenerasyon sürücülere ayak uyduramamanın zorluğundan olsa gerek, yakında kontak anahtarımı duvara asıp şoförlükten emekli olabilirim.
.
Diyeceğim şu ki:
Yollarda bir şey yemeyin,
Marka olmayan hiçbir şey tüketmeyin,
Yol kenarlarında satılanların “Ucuz” olduğunu sanmayın…
.
Eğer araba kullanıyorsanız sakin olun,
Kimseyle dalaşmayın,
Sağdan sağdan yavaş yavaş yolunuza gidin…
.
1.Not:
Bu arada yol yapmakla övünen iktidara sesleniyorum:
Yollardaki tuzak kameralardan,
Trafik denetçilerinden,
Trafik lambalarından,
Tali yol çıkışlarındaki hız sınırlamalarından,
Meskûn mahallerdeki kısıtlamalardan,
Ne yazık ki gidemiyoruz.
O sebeple sakın “Yol yaptık” diye övünmeyin.
Adım atamıyoruz…
.
2.Not:
Şu tünelleri açın artık…