“Kırkyama insanın ruhunu besliyor”

Yokluktan çıkan, emek ve sabrın bileşkesi haline gelen, uzun bir geçmişe sahip meşakkatli el sanatı Kırkyama günümüzde de popülerliğini korumaya devam ediyor.

726
“Kırkyama insanın ruhunu besliyor”

Yokluktan çıkan, emek ve sabrın bileşkesi haline gelen, uzun bir geçmişe sahip meşakkatli el sanatı Kırkyama günümüzde de popülerliğini korumaya devam ediyor. Emeklilik sonrası yaşamını kırkyamaya adamış başarılı tasarımcı Nurcan Özgültekin, tarz yaratmanın ve araştırmacı gözle çalışmalara eğilmenin Kırkyamada başarının anahtarını olduğunu ifade ediyor.
Kadınların kendi tarzlarını benimsetmelerinin ve para kazanmayı ikinci planda tutmalarının uzun vadede daha kalıcı sonuçlar yaratacağının altını çizen Kırkyama sanatçısı  Nurcan Özgültekin, gazetemize özel olarak yaptığı açıklamalarda, “Kırkyama insanın ruhunu besliyor. Bir kere içine daldığınız zaman kolay kolay bırakamıyorsunuz. Kadınlarımızın yeni bir şeyler bulmak için, yeni tarzlar yaratmak için sürekli gözlem halinde bulunmaları lazım. Kumaş kenarlarımızı bile atmıyoruz. Biriktiriyoruz. Geri dönüştürüyoruz. Kırkyama dipsiz bir kuyu. Bu işe daha çok gençlerin gönül vermelerini istiyorum” şeklinde konuştu.
“KIRKYAMA BENİ TAZELEDİ”
Sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 69 yaşındayım. İki çocuk annesi iki torun sahibiyim. Kırkyama benim hayatım, her şeyim. Ben kırkyama sanatı sayesinde genç, zinde ve hayata bağlı kalıyorum. Devamlı üretiyorum. Şu anda emekliyim. Uzun yıllar ticaretle uğraştım. Eşimle Bakırköy’de market çalıştırdık. 98’de emekli oldum. 98’den sonra bu işlere başladım. 20 yıldır bu işin içerisindeyim. Bu yirmi yıl beni tazeledi ve yeniledi. Ben diyorum ki yamalarla 20 yıl. Ömrümün ikinci ve en güzel baharı kırkyama ile geçti. Bu sanat çok büyük bir emek ve tasarım gücü istiyor. Her şeyden önce sabır istiyor. Kırkyama yarışmalarına katıldım. Yazışmalarımı kızım yaptı. Kendisi aynı zamanda renk ve stil danışmanı. Fransa-Paris eğitimli. Ben uğraştığım işlere ayırdığım zamanı çok değerli buluyorum. Bu işlerle uğraşmayı çok seviyorum. Kermeslere, festivallere katılıyorum. Aynı zamanda butiklere ürünlerimi veriyorum. Orada satışa sunuluyor. Bu şekilde bize verilen zamanı en kıymetli şekilde geçirmeye çalışıyorum.
“EMEKLİ OLDUKTAN SONRA UFAK BİR YER ARADIK”
Çanakkale ile bağınız nasıl oluştu?
Emekli olduktan sonra bir yere yerleşmeyi düşündük. Ben İstanbul doğumluyum. Beş nesil Fatih doğumluyuz. Emekli olduktan sonra İstanbul’un kalabalığından biraz kurtulmak için ufak bir yer aradık. Ararken Lapseki tesadüf etti. 20 yıldır Lapseki’de yerimiz var. Oraya gidip geliyoruz ama Çanakkale’deki bütün etkinlikleri de takip ediyoruz. Burada arkadaşlarım var çevrem var, etkinliklerden haberim oluyor. Duyduklarıma katılıyorum. Gelemediklerimi arkadaşlarıma tavsiye ediyorum. Çanakkale ile bağlantım böyle. Zaten benim bir ayağım hep Çanakkale’de.
“JAPONLAR ÇOK TATLI İŞLER ÇIKARTIYOR”
Kırkyamaya ilginiz nasıl başladı?
Markette çalışırken pek el işi yapamıyordum ama küçüklüğümden beri anneannemin bu işlerle uğraştığını biliyorum. Yorgan yüzü, bohçası, oturduğu şiltesi, kahve sepetinin örtüsü ve evdeki birçok detay kırkyamadandı. Kırkyama oldukça mazisi olan ve yokluktan çıkan bir sanat dalı. Meşakkatli olmasının yanında son derece zevkli, insanın ruhunu besliyor. Bir kere zaten bunun içine daldığınız zaman kolay kolay bırakamıyorsunuz. Mesela ben çok kurslara gittim. 14-15 kursa gittim. İlk olarak Çanakkale Halk Eğitim ile başladım. Emekli olduktan sonra bol bol bol vakit ayırabildim. Ancak zamanla eledim, eledim, kırkyama ile baş başa kaldım. 20 yıldır hiç aralıksız çalışıyorum. Önce kendi çabamla başladım. Sonra öğlen saatlerinde 5-10 dakikalık yapılan bir TV programında Birsen Eltutar hoca eşliğinde TV’nin karşısına geçiyordum. İpliğimi, kumaşımı alıp izliyordum. Modelleri iğneliyordum, ertesi günü makinada dikerek hayata geçiriyordum. Birkaç yıl böyle çalıştım. Ardından bu böyle olmaz diyerek, farklı teknikleri öğrenmek üzere yola çıktım. İSMEK’e kurslara gittim. Fatih’te gittim, Kadıköy’de gittim. Şimdi de Türk Japon Derneği’nde çalışmalar yapıyorum. Bir sergilerini gezmiştim ve yaptıkları işler muazzam hoşuma gitmişti. Onlar tamamen elde çalışıyorlardı. Makinede çalışmıyorlardı. Ve Japon kumaşlarına küçük küçük işlemeler yapıyorlar. Çok tatlı işler çıkartıyorlar.
“KUMAŞ KENARLARINI BİRİKTİRİYORUZ”
Özel teknikleriniz veya ipuçlarınız var mı?
Kumaş kenarlarımızı bile atmıyoruz. Biriktiriyoruz. Geri dönüştürüyoruz. Çanta, yelek, yastık olarak değerlendiriyoruz. Anneannelerimizden kalma kanaviçeleri kullanıyoruz. Ayna kırıkları modelimiz var. Renkli ve tarzımızı yansıtan çalışmalar yapmaktan yanayız.
Kişisel sergileriniz ve çalışmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?
Önce dikişi sevmek lazım. Kırkyamanın ana teması dikiş. Dikiş biliyorsan zaten bu dünyaya artı bir olarak başlıyor. Tekniğini öğrendikten sonra, gönül verdikten sonra hiçbir şey zor değil. Sevmeniz ve gönül vermeniz gerekiyor.  İlk önce altıgenlerle başlıyoruz. Kalıp çıkartıyoruz. Ondan sonra biz dikişimizi, tekniğimizi ilerlettikçe daha zor modellere, daha ilginç modellere yöneliyoruz. Benim kıyafet çalışmamdaki neden, ben zaten dikiş biliyordum. Kendi kıyafetlerimi kendim dikiyordum. Ailemizde terzilik ruhu var. Benim ruhumda da var. El sanatlarına yatkınız. 30’a yakın kişisel sergi açtım. Karma sergilerim de oldu. İSMEK’te, Kadıköy’de ürünlerimiz sergilendi. Kendim de kişisel sergiler açtım. Altınoluk’ta iki kere sergi açtım, mansion aldım. Yarışmalara katıldım. Boreas’ın yarışmasına katıldım orada yaptığım çalışma özel jüri ödülü aldı. Hatta Kırkyama Müzesi’nin açıldığı zaman sergilenmesi için oraya bağış yaptık.
“KENDİ TARZLARINI OLUŞTURSUNLAR”
Bu işe gönül verecek kadınlara tavsiyeleriniz nelerdir?
Bütün modellerde, kitaplarda devamlı araştırmacı olmaları lazım. Kadınlarımızın Yeni bir şeyler bulmak için, yeni tarzlar yaratmak için canlarını dişlerine katarak sürekli gözlem halinde bulunmaları lazım. Ondan sonra kendilerine bir tarz edinmeliler. Bu çalışmaları yapan her hanıma tavsiyem bir tarzı kendileriyle bağdaştırmaları. Benim bu çalışmalarımı siz Türkiye’nin neresinde görürseniz görün Nurcan Özgültekin’in çalışmalarıdır derler. Ben de benim izimden giderek böyle bir stili benimsemelerini istiyorum. Ben yıllarca kermeslere katıldım. Hiç satış yapmadan eve döndüm. Niçin? Ben kendi tarzımı oturtmak için çok uğraştım. Şimdi hangi kermese, hangi festivale katılsam benim ürünümü tanıyorlar. Çok da güzel satış yapıyorlar. Ben kadınlarımızın satış yapıp para kazanmalarını istiyorum. Bu işe daha çok gençlerin gönül vermelerini istiyorum.
“KIRKYAMA DİPSİZ BİR KUYU”
Son olarak buradan Çanakkale halkına neler söylemek isterseniz?
Elimden gelen her şeyi yapmaya çalıştım sergi ve çalışmalar adına. Çanakkale ve Değirmendere Kırkyamanın üzerine çok düşüyor. Kırkyama dipsiz bir kuyu. Göreceğimiz daha çok şey var.
Özel Haber: Seda Atan
 
 
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.